top of page

Var Olma Tepkisi

29 Ağu
3 dakikada okunur

Son yıllarda sosyal medyada görüldüğü üzere yeni bir tanımlama var: Yeni Nesil İttihatçılık. Bu tanımlamayı incelemeden önce İttihatçılık esasen nedir onu incelemekte fayda olacağı kanaatindeyim.


İttihatçılık; Yeni Osmanlıların öncü olduğu Kanun-ı Esasi ile 1876’da yürürlüğe giren ve 93 Harbi (1877-1878 Osmanlı Rus Harbi) ile II. Abdülhamit tarafından askıya alınan anayasal düzene 1908’de tekrar geçilmesini sağlayarak Jön Türk Devrimi’ni gerçekleştiren ve geçirdikleri evrim süreci ile birlikte on yıl boyunca örgütlü olarak Osmanlı siyasi hayatına damgasını vuran, İttihat ve Terakki Cemiyeti (İTC)’nin ideolojisidir. İttihatçılık, milliyetçi ve memleketçi bir siyasi hareket olduğu kadar bir çağın ve bürokratik gücün toplumsal kaynağını oluşturan ihtilalci bir kuşağın adı olarak da kabul edilir. Tarık Zafer Tunaya’ya göre, İttihat ve Terakki hem bir çağı hem de bir kuşağı kapsar. İttihatçılıkta belli bir toplumsal katmanın iktidarı yerine asker-sivil bürokrasinin iktidarı söz konusudur. 


İttihatçılık, üç temel fikrî eksen üzerinde şekillenmiştir:


  1. Modernleşme: Batı medeniyetini körü körüne taklit etmek yerine, onun bilimsel ve kurumsal rasyonelliğini “millî” bir zemine uyarlama çabası.


  1. Milliyetçilik: Osmanlı kimliğinin çözülmesiyle birlikte, Türk kimliğini siyasetin merkezine yerleştirme yönelimi.


  1. Devletçilik: Toplumsal dönüşümü, merkezi bir devlet otoritesi aracılığıyla gerçekleştirme inancı.


Ziya Gökalp’in düşünceleri bu ideolojik formun teorik omurgasını oluşturmuştur. Gökalp, Durkheimcı sosyolojiden esinlenerek, toplumsal dayanışmanın ancak ortak kültürel değerler etrafında yeniden üretilebileceğini savunmuş, bu çerçevede “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” formülünü sistemleştirmiştir (Gökalp, 1918). Bu düşünsel yapı, son kertede Cumhuriyet’in ideolojik inşasında da belirleyici bir rol oynamıştır.


Niyazi Berkes ise “İttihat ve Terakki’nin siyasî ideolojisinin hiçbir zaman kesin bir devrimci ve ulusçu biçim alamadığını; İmparatorluktaki halkların temsilcisi olmak isteyen bir parti olarak ‘yamalı bir ideoloji’ ile yetinmek zorunda kaldığını” vurgulamaktadır. Bu çerçevede İTC, Osmanlı Devleti’nin çöküşünü durduracak devrimci ve milliyetçi köklü değişiklikler yerine devletin bünyesindeki milletleri ortak bir yaşam ideolojisi altında toplamak ve bir arada tutmak için, Osmanlıcılık ve İslamcılık fikirleri üzerinden siyaset yürütmüştür. 


İttihatçılık esasen kriz döneminde ortaya çıkmış ve yok olmamak için verilen bir tepkinin tezahürü olarak görülebilir. Cumhuriyet döneminde yaşanan siyasi süreçlerde İttihatçılardan hem sol-sosyalist hem Türkçü-Turancı hem de mukaddesatçı-milliyetçi çevreler de esinlenmiştir. 


Böylesine geniş bir yelpazeye etki etmesinin en büyük nedeni ise yine aynı şekilde kriz döneminde ortaya çıkmasıdır. Bu yaşanan krizin tek bir çevreyi veyahut topluluğu değil, tüm yurdu etkilemekte olduğu söylenebilir. Osmanlı’nın çöküş döneminde artık herkes acı sonu görmekte ve bu sonu ya geciktirme derdinde veyahut son bir ümitle çare aramaktadır. Dönem incelendiğinde Yusuf Akçura’nın Üç Tarz-ı Siyaset eseri bu arayışlar için güzel bir kaynaktır. Yusuf Akçura bu eserinde, çöküş dönemindeki Osmanlı’yı kurtarmak ve eski gücüne kavuşturmak amacıyla çözüm olarak öne sürülen üç ana siyasi ideolojiyi ilk kez karşılaştırmaktadır. Bu üç ideoloji ise Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük’tür. 


Günümüzdeki güncel politik tartışmalar ve çözüm arayışlarında yine aynı şekilde temel olarak bu ideolojilerin olması ilginçtir. Osmanlı ile ilgili aranan çözümlerin, yüzyıllar geçmesine ve dünyadaki birçok değişim, gelişim ve gerilemelere rağmen günümüz Türkiye Cumhuriyeti’nde de tartışılması aslında bu krizin devamlılığını göstermektedir.


Yazımızın başından beri bahsettiğimiz kriz ise birçok farklı şekilde tanımlanabilir. Ancak bu kriz temel olarak Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin; yani Anadolu Türk devletlerinin yüzyıllardır süren geri kalmışlığı, bağımsızlığı (buna bağlı olarak jeopolitik krizler), modernleşmesi, modern dünya düzeninin sancısı ve ekonomik krizler olarak genelleştirilebilir.


Yıllar geçmiş olsa da dönemler farklılık göstermiş olsa da İttihatçılık’tan etkilenmek çok doğaldır. Çünkü İttihatçılık çıktığı dönem sebebi ile Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişin ara dönemidir. Her iki dönemin de krizlerinde var olmuş ve etki göstermiştir.


Bu süreci iyi özetlemek için Hikmet Özdemir’in şu ifadeleri çok yerinde olacaktır: “Bilindiği gibi, İttihat ve Terakki, 1789 Fransız İhtilali’nin etkisindedir. (…) Balkan Savaşı’nda, Trablusgarp’ta ve Dünya Savaşı’nda vatan toprakları için İttihat ve Terakki’nin önderleri ve kadroları gözlerini kırpmadan hayatlarını ortaya koymuşlardır ve canlarını vermişlerdir. 1920’de Sevr Antlaşması’yla birlikte Balkan ve Dünya savaşlarının kahramanlar kuşağından sağ kalabilenler; bu defa Atatürk’ün önderliğinde, Türk İstiklal Savaşı’na katılmışlar; Türk Ulusu’nun milli devletinin, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda ve inşasında aktif görevler üstlenmişlerdir.”


Sonuç olarak İttihatçılık olarak adlandırılan var olma tepkisinin her dönemde gözlenmesi çok doğaldır. Tam olarak ideolojik bir altyapısı olmamasına karşın birçok kesimi içinde toplamış ve yok olmamak için tabiri caizse can havliyle var olma çabasına girmiştir. Bu sebeple de nesiller boyu bir sembol olmuştur; nasıl ki Kurtuluş Savaşı’nda kalpak bağımsızlıkçılığın sembolü olmuşsa tıpkı onun gibi. Günümüzde ise Türk gençliği yeni bir sembol arayışındadır. Bu yeni sembol ise eski sembolleri yok etmeyecek veyahut ortadan kaldırmayacaktır. Eski sembolleri de içinde toparlayacak ve yeni nesile enerji verecektir. Bundan dolayı da yeni nesil İttihatçılık söylemleri mevcuttur. Eskinin etkili ancak revize edilmemiş, yeni neslin ise var olma tepkisi. Türk gençliği bugün yüzyıllardan bu yana devam eden krizlerin birikimini ve vahşiliğini yaşıyor olması sebebi ile bir çıkış yolu aramaktadır. Ancak çıkış yolu, Sarışın Bozkurt’un Samsun’da ilk adımını attığı mücadele nasıl tüm Anadolu’ya yayıldıysa bugün de bir adım beklemektedir. Bu adım ise Türk milletinin genlerinde mevcuttur.


Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur! 




KAYNAKÇA


Kutluyuva, N. (2025). Türkiye'de İttihatçılık Hareketi ve Bunun Milli Mücadeleye Yansımaları. Tarih ve Strateji Dergisi , 1 , 5-35. https://izlik.org/JA83DR74SY



 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Gardaş Azerbaycan Bizim Hatalarımızı Tekrarlamamalı

Özellikle 2020 sonrası duyduğumuz ve katıldığımız bir cümle var. İki devlet tek millet. Azerbaycan çoğu konuda birlikte yol yürüdüğümüz bir dünya ülkesi olmasının yanında halkıyla, kültürüyle tarihse

 
 
 
Siyasal Sistemler ve Modern Cumhuriyet

Siyasal sistemler zamanın yıpratıcı gücüne karşı ne kadar dayanabilir? İnsanlık tarihi boyunca ortaya çıkan ve serpilen muhtelif devlet anlayışlarının hepsi, kendi tabiatlarına uygun olarak başlangıçt

 
 
 
Türk Toplumu ve Dayanışmanın Evrimi

TOPLUM OLGUSU Doğadaki tüm canlı organizmalar, varoluşsal döngülerini başlatabilmek adına bir ana canlıya genetik ve biyolojik olarak muhtaçtır. Ancak doğum anından sonraki yaşam stratejilerinde türl

 
 
 

Yorumlar


1_edited.png

alacadergi.com Ekrem Topuz tarafından tasarlanmıştır.

bottom of page