top of page

Siyasal Sistemler ve Modern Cumhuriyet

12 Eki
5 dakikada okunur

Siyasal sistemler zamanın yıpratıcı gücüne karşı ne kadar dayanabilir? İnsanlık tarihi boyunca ortaya çıkan ve serpilen muhtelif devlet anlayışlarının hepsi, kendi tabiatlarına uygun olarak başlangıçtaki ideallerinden saparak yozlaşmış ve nihayetinde çökmüştür. Antik Yunan’dan günümüzün karmaşık demokrasilerine kadar siyaset felsefesinin en büyük arayışı; kendi kendini yok etmeyen, istikrarlı ve uzlaşıyı sağlayan bir yönetim biçimi inşa etmek olmuştur.


Antik çağ tarihçisi Polibios, siyasal rejimlerin statik olmadığını, aksine organik bir canlı gibi doğup büyüyüp hastalanıp öldüğünü öne sürer. Anacyclosis (rejimlerin döngüsü) adı verilen bu teoriye göre, saf yönetim biçimleri doğaları gereği yozlaşmaya mahkumdur.


Döngü, tek bir erdemli liderin yönetimi olan monarşi ile başlar. Ancak güç yozlaştığında bu rejim Tiranlığa dönüşür. Tiranlığın baskısına isyan eden bir grup erdemli seçkin, yönetimi devralarak aristokrasiyi kurar. Zamanla bu seçkinlerin yerini alan liyakatsiz varisler, sistemi kendi çıkarları için kullanarak oligarşiyi yaratır. Halka zulmeden oligarklar devrildiğinde ise eşitlik ve özgürlük vaadiyle demokrasi doğar. Fakat Polibios'a göre demokrasinin de bir son kullanım tarihi vardır; zamanla kuralların hiçe sayıldığı, demagogların kitleleri manipüle ettiği bir çoğunluk diktatoryasına, yani oklokrasiye (ayak takımı yönetimi) evrilir. Kargaşa ve anarşinin zirveye ulaştığı bu noktada düzeni sağlamak için yeni bir "kurtarıcı" ortaya çıkar ve döngü yeniden monarşi ile başlar.


Rejimlerin bu amansız dönüşümü, aslında çok daha derin bir maddi temel üzerinde yükselir. Tıpkı rejimler gibi uluslar doğar, büyür ve ölürler. Bu yaşam döngüsünü ayakta tutan yegâne güç, salt soyut idealler değil, somut zenginliktir. Tarih sahnesine çıkan her ulus kendi maddi varlığını geliştirmek ister.


Ulusun gelişimi denilen mefhum da her zaman emek-değer ile işlenmesi mümkün hammadde ve bu hammaddeleri sağlayan etki alanlarıdır. Uluslararası ticaret yollarına ve denizlere hâkim olma, kritik coğrafyalara hükmetme arzusu, işte bu ham madde ve etki alanı ihtiyacından doğar. Bu maddi perspektiften bakıldığında aslında siyasetin kendisi bir kaynak bölüşüm savaşıdır. İç siyasette sınıflar arası, dış siyasette ise devletler arası yaşanan bu kaynak çatışması; rejimlerin yaşam döngüsünde yozlaşmasına veya ayakta kalmasına doğrudan etki eder.


Siyasetin bir kaynak bölüşüm savaşı olduğu gerçeği, bizi demokrasinin en büyük açmazlarından birine götürür: Yönetenlerin her zaman küçük bir azınlık olması. İtalyan düşünürler Gaetano Mosca ve Vilfredo Pareto’nun temellerini attığı Elitler Teorisi, anacyclosis döngüsüne daha karamsar bir mercekten bakar. Pareto'ya göre "Tarih, aristokrasilerin mezarlığıdır"; rejimler (monarşi, demokrasi veya tiranlık) isim değiştirse bile değişmeyen tek kural, organize olmuş küçük bir seçkinler grubunun (elitlerin), organize olmamış geniş kitleleri her zaman yönetmesidir. Siyasal çalkantılar, aslında sadece gücü elinde tutan eski elitler ile onların yerini almak isteyen yeni elitler arasındaki bir "elitlerin dolaşımı" (circulation of elites) sürecinden ibarettir.


Demokrasinin eşitlik vaadini temelden sarsan en sert darbe ise Alman sosyolog Robert Michels'in “Oligarşinin Tunç Kanunu” (Iron Law of Oligarchy) ile gelir. Michels, "Örgütlenen her yapı, oligarşiyi doğurur." der. Bir topluluk; maddi kaynakları yönetmek ve devlet çarkını döndürmek için örgütlenmek, partiler kurmak ve temsilciler seçmek zorundadır. Ancak bu bürokratik temsilciler zamanla uzmanlaşır, bilginin ve gücün tekelini ellerine alarak kendi çıkarlarını halkın çıkarlarının üstünde tutan yeni bir oligarşik sınıfa dönüşürler. En devrimci ve en demokratik hareketler bile iktidara geldiklerinde kendi elitlerini yaratmaktan ve tunç kanununa boyun eğmekten kurtulamazlar.


Tam sağlıklı insan nasıl ki imkânsızsa, tam işlevli toplum da o şekilde imkânsızdır. Kimi düşünürler, uzmanlaşmış hücrelerin canlının bütününü var etmesi gibi uzmanlaşmış canlıların da toplumun kendisini var ettiğini düşünmektedirler. Siyasal sistem tartışmaları pek çok kez bu uzmanlıkların nasıl ve ne şekilde örgütleneceği üzerine olmuştur. Tarih sahnesindeki akış bize göstermektedir ki doğada en uygun olan nasıl hayatta kalmaktaysa, toplumla ilgili öngörülerde de en teorik ya da en düşünülmüş olan değil; en uygun, en “fit” olan baskın çıkmaktadır. Biz yine de yazının akışı içerisinde günümüz yönetişimsel sorunlarına karma bir çözüm sunacağız.


Polibios; yozlaşma çarkını yavaşlatan ve kaynak çatışmalarını devleti yıkan bir kriz olmaktan çıkarıp devleti büyüten bir motora dönüştüren sırrın, Roma Cumhuriyeti'nin (Res Publica) yapısında gizli olduğunu fark etmiştir. Roma; Oligarşinin Tunç Kanunu'nu engellemenin yolunun tüm gücü tek bir seçkine vermemekten geçtiğini görmüş ve bir elitler dengesi inşa etmiştir.


Roma sisteminde güç; elitlerin ve halkın oluşturduğu farklı organlara dağıtılmıştır: Konsüller, bugünkü devlet başkanları olarak düşünülebilir. Devletin yürütme gücünü elinde bulunduran iki konsül, monarşinin hız ve otoritesini sağlamaktadır. Bu durum, 2017 Anayasası’ndaki cumhurbaşkanlığı sistemi teorisi çerçevesinden okunabilir.


Senato, eski bürokratlar ve soylulardan oluşmaktadır. Dış politika, ticaret anlaşmaları ve maliyenin kontrolünü üstlenmiştir. Burada demokratik bir eleştiri olarak seçkinler tabakasının halkın refahını düşünmeden iktisadi kararlar alması ya da savaşa girmesi söylenebilir. Fakat günümüzdeki bağımsız merkez bankası ve dışişleri geleneği denilen kavram, aslında senato geleneğinin doğal evrimidir. Zira mali politikalar halkı tatmin etmediğinde ya da savaş desteği düştüğünde elitlerin de koltuğu sallanmaktadır. 1961 Anayasası’ndaki Senato ile paralellik kurulabilir.


Halk Meclisleri ise kanunları onaylayan, savaş ve barışa karar veren unsurdur. Bugünkü meclisler temsilciler aracılığıyla işlemektedir ve bu durum demagoglar ile popülistlerin önünü açmaktadır. Onun yerine meclisi onay makamı hâline getirip halk iradesini daha çok ortaya koyabilecek yöntemler düşünülmelidir. İstiklal Savaşı sırasındaki meclis mekanizmasıyla paralellik kurulabilir.


Roma'nın karma rejimi, sınıf temelli bir dengeye dayanıyordu. Aydınlanma Çağı’na gelindiğinde ticaretin küreselleşmesi ve toplum yapısının değişmesiyle birlikte Fransız düşünür Montesquieu sahneye çıktı.


Montesquieu, Roma'nın siyasal aklını işlevsel bir kurumsal dengeye taşıdı. Montesquieu'ye göre, "Güç, gücü durdurmalıdır." Elitlerin sınırsız güç elde edip devleti kendi mülkleri gibi kullanmalarını (oligarşiyi) engellemek için devletin temel fonksiyonları olan yasama,yürütme ve yargı birbirinden kesin çizgilerle ayrılmalıydı. Eğer yasama ve yürütme aynı elde toplanırsa siyaset, bir avuç imtiyazlının tüm hammadde ve emek-değerini sömürdüğü bir tekele dönüşürdü. Montesquieu'nün "kuvvetler ayrılığı" ilkesi, modern anayasa hukukunun ve bağımsız mahkemelerin temel paradigması hâline geldi.


Carl Schmitt, Montesquieu ve liberal anayasacılığın devleti bitmek bilmez bir tartışma kulübüne (parlamentarizm) çevirdiğini savunur. Schmitt’e göre modern parlementer yapı, siyasetin doğasındaki çatışmayı hukuka ve ekonomiye indirgeyerek "siyasal olanı" hadım eder. Siyasetin özü ise "dost ve düşman" ayrımıdır. Güçlerin birbirini dengelediği bir sistem, devleti kriz anında felç eder.

Schmitt'in ünlü deyişiyle; "Egemen, istisna hâlinde karar verendir."


Modern cumhuriyet; kriz anlarında yasaların ardına saklanan bürokratik bir mekanizma değil, hukukun askıya alındığı o kritik anda toplumun varoluşsal bütünlüğünü korumak için karar alabilen mutlak bir irade olmalıdır. Elitlerin ve oligarşinin döngüsü, ancak bu iradeyi felç eden yanılsamaların istisna halinde baypas edilebilmesiyle çözülebilir. Cumhuriyet; düşmanını (bu bağlamda toplumun gelişimini engelleyen statükocu yapıları) net bir şekilde tanımlayabilen ve onu tasfiye etme kararlılığı gösteren bir varlık olmalıdır.


Madem siyaset bir "kaynak ve teknoloji savaşından" ibarettir; modern cumhuriyet, kapitalizmin yarattığı muazzam üretim güçlerini, yapay zekâyı, otomasyonu ve lojistik altyapıyı yavaşlatmaya değil, aksine onu kendi sınırlarının ötesine taşımaya odaklanmalıdır. Teknolojik gelişimi kapitalizmin kâr güdüsünden koparıp insanlığı "işsizliğin özgürlük olduğu" (post-work) bir bolluk çağına sokmak esastır. Bu, yozlaşma döngüsünün kaynak kıtlığına dayanan maddi zeminini yok etmenin tek yoludur.


Yeni cumhuriyette "düşman" etnik veya ulusal değil; sınıf ve statüko temellidir. Düşman; üretici güçlerin (yapay zeka, otomasyon, ileri teknoloji) halkın yararına değil, kendi tekelinde kalmasını savunan küresel tekeller ve eski elitlerdir. Cumhuriyet, bu düşmana karşı halkın iradesini teknolojik bir araçsallıkla birleştiren siyasal bir silah olmalı; yeni cumhuriyetler bunu göz önüne alarak politik biçimlerini oluşturmalıdır.


Montesquieu'nün üç erk (yasama, yürütme, yargı) arasındaki rekabeti yerine bu cumhuriyet; üretim araçlarını ve kaynak dağılımını optimize eden gelişmiş, şeffaf ve rasyonel bir sibernetik planlama ağı inşa edebilir. Fakat korkarız ki bu, belki de kamu gücüne dair orantısız büyüklükte bir projeksiyondur; bunun böyle olup olmadığını tarih gösterecektir. Oligarşinin tunç kanunu; gücü elinde tutan bürokratların yerine nesnel algoritmaların ve otomatize edilmiş tedarik zincirlerinin geçirilmesiyle (insan elitlerin devreden çıkarılmasıyla) alt edilebilir.

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Gardaş Azerbaycan Bizim Hatalarımızı Tekrarlamamalı

Özellikle 2020 sonrası duyduğumuz ve katıldığımız bir cümle var. İki devlet tek millet. Azerbaycan çoğu konuda birlikte yol yürüdüğümüz bir dünya ülkesi olmasının yanında halkıyla, kültürüyle tarihse

 
 
 
Türk Toplumu ve Dayanışmanın Evrimi

TOPLUM OLGUSU Doğadaki tüm canlı organizmalar, varoluşsal döngülerini başlatabilmek adına bir ana canlıya genetik ve biyolojik olarak muhtaçtır. Ancak doğum anından sonraki yaşam stratejilerinde türl

 
 
 
Kültür Kavramını Yeniden Düşünmek

“Kültür” kelimesi bugün hayatımızın o kadar doğal bir parçası ki, çoğu zaman neyi ifade ettiğini yeniden düşünme ihtiyacı hissetmiyoruz. Kültür dediğimizde sanat, edebiyat, müzik, dil, gelenek, eğitim

 
 
 

Yorumlar


1_edited.png

alacadergi.com Ekrem Topuz tarafından tasarlanmıştır.

bottom of page