Mustafa Kemal Atatürk'e Atılan İftiralar
- Akif Cucunel
- 20 Mar
- 9 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 21 Mar
“Gerçek kurtuluş ancak cehaletin ortadan kaldırılmasıyla olur.
Cehalet kaldırılmadıkça toplum yerinde kalıyor demektir,
yerinde duran bir şey ise geriye gidiyor demektir.”
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
1. Bölüm - ATATÜRK DİN DÜŞMANIYDI YALANI (!)
Osmanlı Padişahları sahte din tüccarlarının başlattığı isyanları bastırmışlardı ancak çözüm yolunu görememişlerdi. Mustafa Kemal Atatürk'tü! Osmanlı halkının ana dili Arapça değildi, o dönem Arapça olan Kur’an-ı Kerim’i halk okuyor ama anlamıyordu! Okuduğunu anlamayan halk, kandırılmaya müsait durumdaydı, halkı din yönünden kullanıp, kandıranlar vardı, sömürenler vardı, isyana teşvik edenler vardı, Şeyh Sait bu konuya iyi bir örnek olacaktır.
Atatürk 3 Mart 1924'de Diyanet Vakfını kurdu.[1] Sarı Paşa, insanlar kutsal kitabı kendileri okusun, neyin doğru neyin yanlış olduğunu kendileri karar versin, hacı hocanın ipiyle kuyuya inmesin diye, Kur'an tefsiri görevini, Elmalı Hamdi Yazır'a verdi. Şuan İlahiyat fakültelerinde kullanılan Kur'an tefsiri Elmalı Hamdi Yazır'ın çevirmiş olduğudur. [1] Emri veren Atatürk'tü, Diyanet'i kuran, Filistin cephesinde savaşan Atatürk'tü! Ama okumadan, öğrenmeden böyle önemli bir kişiye saldırmak çok kolay olsa gerek!
Osmanlı Devleti, uzun yüzyıllar boyunca dünyanın en büyük askeri ve ekonomik gücü olarak Avrupa devletlerine karşı önemli zaferler kazanmıştır. Osmanlı Devleti'nin 17. yüzyıla kadar büyük bir güç olmasının nedeni, eğitim kurumlarında akli bilimlere öncelik vermesidir fakat bu yüzyıldan sonra, devlet içerisinde bağnaz ve tutucu kimselerin güç kazanması, eğitim kurumlarında nakli bilimlerin ağırlık kazanmasına neden oldu. [2] Osmanlı Devleti Avrupa karşısında ilk yenilgisini 1618 yılında "Pul-ı Şikeşte" savaşında aldı. Bu savaş, Avrupalılara "Türkler yenilebiliyormuş" fikrini verdi. Osmanlı eğitim kurumlarını yozlaşması, Avrupa devletlerinin Sanayi Devrimi’ni gerçekleştirmesi Osmanlı Devletinin onlar karşısında hem ekonomik hem de askeri olarak zayıflamasına neden oldu.
SONUÇ: Osmanlı Devletinin üst bürokratik kademeleri ve padişahların kendileri, devletin çökmekte olduğunu zaten biliyordu! 2. Mahmut ile başlayan yenilik hareketlerinin sebebi, devletin çökmekte olduğunun bilinmesidir. Bir Osmanlı Subayı olan Mustafa Kemal Atatürk, diğer arkadaşları gibi bu gerçeğin farkındaydı. Osmanlı Devleti zaten Sykes-Picot Antlaşması ile Avrupa devletleri tarafından paylaşılmıştır. Osmanlı'nın I. Dünya Savaşına girmemek gibi bir seçeneği hiç olmadı. Savaşın ana sebebi Osmanlı Devletinin sahip olduğu topraklardı. [2] Osmanlı Devletinin demokratikleşme hareketleri 1876 yılında I. Meşrutiyet ile başlamış, 1908'de II. Meşrutiyet ile devam etmiştir. Bu süreç zaten Cumhuriyet ile sürecekti. Dünyadaki diğer bütün ülkelerde de bu şekilde olmuştur. Osmanlı Devleti 1838 yılında "Tanzimat Fermanı”nı ilan ederek, bilimin ve gelişmenin Batı'da olduğunu zaten kabul etmişlerdi.
OSMANLIYI YIKAN MUSTAFA KEMAL ATATÜRK DEĞİL, DİNİ KULLANIP, HALKI SÖMÜREN KİMSELERDİR...!
Diyap Yıldırım, 1846 yılında Tunceli'nin Çemişgezek ilçesinde doğdu. "Ferhat Uşağı" aşiretinin reisi olan Diyap Yıldırım bir Kürt'tü ama örnek alınası bir Kürt'tü. Sarı Paşa Kemal Atatürk'ün önderliğinde, emperyalizme ve yoğun işgale karşı başlatılan Türk Kurtuluş Savaşı'na, mensup olduğu "Ferhat Uşağı" aşireti ile tam destek verdi. Milli Harekette yer aldı. [3] 1931 yılında, Enver Behnan kendisiyle bir konuşma düzenledi. Bu konuşmadan bir parça; (Diyap Yıldırım) "Gavur, Anadolu'yu sardı hepimizi bir düşünce aldı, din ve diyanet, ırz ve namus, Türklük tehlikeye düştü. İşittik ki Erzurum taraflarında cankurtaran bir Paşa çıkmış. Meclis kuracakmış. Onu hep gözledik. Öğrendim ki bu Paşa'nın adı Mustafa Kemal imiş, onun büyük yüzünü görmeğe can attım. Fakat o zaman olmadı. .... Allah Büyük Gazi’ye çok ömür versin, çok büyük bir adamdır. Kıymetini bilelim, ne diyem, bana çok şefkat ve muhabbet gösterdi. Allah da onun sevenini çok etsin."[3] Diyap Ağa ve aşireti Mustafa Kemal'i eşkıyalara karşı korumuştur. [4]
Diyap Yıldırım bir vatanseverdi, memleketi kurtarabilecek adamın Mustafa Kemal Paşa olduğunu biliyordu. Diyap Ağa, I.Dünya Savaşı'nda Bitlis ve Siirt'in Rus işgalinden kurtarılması için aşireti ile beraber savaşa katıldı. Bu savaşlarda milislere komutanlık yaptı bu sırada da ordu komutanı olan Mustafa Kemal ile sıkı dostluklar kurdu. [S.M.1] “Efendiler biz buraya kaçmaya mı geldik, yoksa kavga ederek ölmeye mi?” Diyap Ağa Tunceli'yi Kongre'de temsil etti ancak bir takım sorunlar vardı Koçgiri İsyanı ve Şeyh Said İsyanları patlak verdi. İki isyan da Erzurum Kongresi'ne dolaylı olarak da ATATÜRK'e karşı çıkan isyanlardı. [S.M.1] Kısaca emperyalizm kokan Koçgiri İsyanını özetleyeyim: Bir Kürt ayaklanması, Sivas'ın doğusunda başlıyor, isyancıların çoğu militan. Amaçları ise Kürdistan'ı kurmak, Erzurum Kongresine karşı çıkmak ve Sevr Antlaşmasını gerekirse silah zoru ile kabul ettirmek! Diyap Yıldırım iki isyanı da bela olarak görüyordu, özellikle de Şeyh Said'i. İki isyana da karşı çıkmıştır. Atatürk tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne (TBMM) Tunceli milletvekili olarak atandı.
İKİ TUNCELİLİ ARASINDA SIKIŞMAK!
Yakın tarihimizde iki tanınmış Tuncelili vardır:
Biri, ilk Meclis'te Tunceli Milletvekili olarak yer alan ve Atatürk'ün yanında Türkiye'nin birliği ve bütünlüğü için mücadele eden Tuncelili Diyap Ağa... Diğeri ise, Cumhuriyet dönemindeki Tunceli İsyanı'nın başında yer alarak, Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti'ni parçalamak için mücadele eden Tuncelili Seyit Rıza. Türkiye, bugün bu iki Tuncelili arasında sıkışmıştır! Mustafa Kemal Atatürk de Diyap Yıldırım'da "TÜRK-KÜRT" kardeşliğine ve birliğine inanıyordu.
4. Bölüm – ATATÜRK’ÜN ÇANAKKALE SAVAŞI’NDA ÖNEMLİ BİR BAŞARISI YOKTUR! YALANI (!)
Yıl 1914 takvimler 3 Kasım'ı gösteriyor, İngiliz Donanması Çanakkale'nin dış istihkâmlarını bombalıyor, bu durum Çanakkale Savaşı'nın başlamasına sebebiyet veriyor. 9 Ocak 1916'ya kadar mücadele devam ediyor. Savaşta, Türk ordusunun en seçkin birlikleri ve subayları yer alıyor. Çanakkale Batı emperyalizmine karşı sıkı bir yumruk olan Türk ulusunun zaferidir. [S.M.2] Bu sıralar Harbiye Nazırı olan Enver Paşa, Almanlar ile sıkı dostluklar kurmuştu. İngilizler ve Almanlar bu yıllarda savaş halindeydi. Enver Paşa Alman gemilerini Osmanlı'ya getirmişti. [5] Bu kararı aniydi, hiçbir dostuna bir haber bile vermemişti. Yani tek sebebi bu olmamakla beraber Enver Paşa I.Dünya Savaşı'nın başlamasını biraz hızlandırmıştır. [5] I.Dünya Savaşı'nda Kazanılan tek cephe bu cepheydi. Komutanı ise, Mustafa Kemal Paşa'ydı! Türk ulusuna yenilmez gibi gelen emperyalizmin yenilebileceğini bizlere ilk gösteren savaş, Çanakkale Savaşı'dır. Sözde birtakım 'tarihçiler' Çanakkale'de 400 bin şehit verdik der ancak gerçek rakam 75 bin şehittir. Ayrıca bu sahte ve emperyalizmin beslediği 'sözde tarihçiler' savaşların önemini verilen şehit sayısına göre belirliyordu. Kurtuluş Savaşı'nda toplam şehit sayımız 9 bin - 10 bin civarındadır. [1] Sözde 'tarihçi' bu sayıyı az bulmuş ve Kurtuluş Savaşı'nda çok az şehit verildiği, bu nedenle bu savaşın çok önemli bir savaş olmadığını ifade etmiş! Vatansız olduklarını bir kez daha burada göstermişlerdir, sahte tarihçiler! ANCAK ASIL MARİFET FAZLA ŞEHİT VEREREK SAVAŞ KAZANMAK DEĞİL, AZ ŞEHİT VEREREK SAVAŞI KAZANMAKTIR. Liman von Sanders'in emriyle yapılan gece taarruzunda bir gecede, tam 9 bin "mehmetçık" şehit olmuştur. Bu bir gecelik kayıp, Mustafa Kemal Atatürk Başkomutanlığındaki Kurtuluş Savaşı'nda kaybmız bütün cephelerdeki kayıplara eşittir. Bizzat Liman von Sanders, Çanakkale Savaşı'nın kazanılmasında Atatürk'ün büyük katkıları olduğunu belirtmiştir. Ardından eklemiştir: “ İlk büyük askeri zaferini Trablus'ta kazanmış olan Kemal Bey, görev ve sorumluluk üstlenmeye istekli bir komutandı. 25 Nisan tarihinde kendi inisiyatifini kullanarak 19. Fırkayla muharebeye müdahale etmiş ve düşman kuvvetlerini kıyıya kadar püskürtmüştür. Takip eden üç ay boyunca da en vahim hücumlara, sarsılmaz bir cesaretle karşı koymuştur. DOLAYISIYLA ONUN ENERJİSİNE VE KARARLARINA TAMAMEN GÜVEN DUYDUM.” [S.M.6]
“ Türkiye'yi terk etmek mecburiyetinde olduğum bugün, komutam altındaki orduları, bu ülkeye geldiğimden beri hep takdir ettiğim bir subaya, Mustafa Kemal’e emanet ediyorum. ” [S.M.6]
Atatürk "Gelme, orada kal!" telkinlerine karşın adeta "zorla" kendisini cephede aktif bir göreve terfi tayin ettirmiştir. İşte gerçek kahraman budur! Buraya yoğunlaşın, en önemli kısım geliyor. Gazi’nin cesareti ve bilgeliği birazdan karşımıza çıkacak. Çanakkale Savaşı öncesinde, Osmanlı ordusunun başındaki Alman General Liman von Sanders, Çanakkale'ye İngiliz çıkarmasının, Saroz Körfezi ve Anadolu kıyılarından, özellikle Bolayır'dan yapılacağını düşünürken Yedek Tümen Komutan Yarbay Mustafa Kemal Çanakkale'ye İngiliz çıkarmasının Anafartalar bölgesinden; Alçıtepe ve Kocaçimen'den yapılacağını belirtmiştir.[S.M.3] Gelişmeler Mustafa Kemal’i haklı çıkarmıştı. Coğrafya bilgisi bir hayli yüksekti. 25 Nisan 1915'te sabaha karşı, İngiliz, Fransız ve Anzak birlikleri Çanakkale'ye Arıburnu, Seddülbahir ve Kumkale sahillerinden çıkarma yapmaya başlamıştır. Kumkale kıyılarından yapılan çıkarma gelişememiş, Arıburnu'na çıkan düşman ise Mustafa Kemal Paşa komutasındaki birliklerce geri püskürtülmüş ve bozguna uğratılmıştır. [1] Atatürk, Conkbayırı'na gittiği sırada erlerin geri çekildiklerini görmüştür. İşte tam o an atından inen Atatürk düşmandan kaçan TÜRK erlerinin tam önünde durarak o ünlü “Düşmandan kaçılmaz!” konuşmasını yapmıştır. Kaçan erlere süngü taktırıp bozguna uğramış bir birlikten arta kalanlardan bir savunma hattı kurmuştur. Kaçan TÜRK ordusunun yeniden savaş durumuna geçtiğini gören düşman kuvveti neye uğradığının şaşkınlığını yaşarken yetişen 57. Alay ve 8. Tabur düşmana saldırmıştır. Atatürk komutanlara verdiği emirde, “ Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum! Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve komutanlar geçebilir.” demiştir.
Conkbayırı sırtlarında yaşanan boğaz boğaza çatışma sonunda 57. Alay'ın çoğu şehit düşmüştü ancak düşman çıkarması da sonuçsuz kalmıştı. 8 Ağustos 1915'te, Conkbayırı İngilizlerin eline geçti. Conkbayırı'ndaki durumun iyice kötüleşmesi üzerine, 5. Ordu Komutanı Liman von Sanders adına Kurmay Başkanı Albay Kazım (İnanç), Atatürk’ü telefon başına çağırarak durumu nasıl gördüğünü sormuştur. “ Bütün mevcut kuvvetlerin, komutam altına verilmesinden başka çare kalmamıştır! ” cevabını verince, Şaşıran Kurmay Başkan’ın "Çok gelmez mi?" sorusuna Atatürk “ AZ GELİR!” cevabını vermiştir. [S.M.2] İşte o kritik aşamada Mustafa Kemal Paşa Liman von Sanders'in emriyle ANAFARTALAR GRUP KOMUTANLIĞINA getirilmiştir. Emrinde tam üç kolordu vardı. 16 Ağustos'ta İngilizler, Anafartalar cephesindeki Kireçtepe'ye taarruz etmiş, Atatürk, ateş hattında 5. Tümen Karargahı'nın bulunduğu tepeden savaşı yönetmiştir. İMKÂNSIZLIKLARA ve zorluklara rağmen kazanılan Çanakkale Savaşı'nın kazanılmasından sonra İngiliz Generali Aspinal Oglander diyor ki: “ Bir tümen komutanının üç ayrı yerde tek başına giriştiği hareketlerle bir savaşın, hatta bir ulusun kaderinin değiştirecek yücelikte bir zafer kazanıldığı tarihte pek nadirdir. ” [S.M.5] Yani, savaştaki düşmanımız bile Kemal Paşa’nın başarısını biliyor. Onu tebrik ediyor, onu ziyaret ediyor. Ama GAZİ'NİN kurtardığı ülkedeki bazı gerici yobazlar bunu kabul edemiyor! Atatürk’ü ziyaret edenler gösterilen kaynakta: [6] Görüldüğü üzere Mustafa Kemal'in bu zaferini yabancı komutanlar, gazeteciler bile kabul ederken bizim ülkemizdeki okumamış, öğrenmemiş, bırakın vatanı, kendisine dahi faydası dokunmayan şahıslar KEMAL ATATÜRK'Ü suçluyor ona iftiralar atıyorlar.
Anzak askerleri İngiltere’nin sömürgesi altındaydı, savaşa zorla dahil oldular. Bunu bilen ve merhametli olan Atatürk, Anzak askerlerinin annelerine şunları yazdı; “ Bu memleketin topraklarında kanlarını döken kahramanlar! Burada, dost bir vatanın toprağındasınız, huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını Harbe götüren analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz! Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve rahat uyuyacaklardır. Onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuşlardır. ”
5. Bölüm – ATATÜRK İTTİHATÇILIĞA KARŞIYDI ! YALANI (!)
Bu konu her ne kadar diğer Bölümler kadar önem taşımasa da buraya da değinmek istiyorum. Mustafa Kemal, bir dönem diğer cemiyet üyeleri gibi özel bir yemin töreni ile İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katıldı. Mustafa Kemal, örgütten kısa bir süre sonra soğuyacak ve kendi Cemiyeti olan Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’ni kuracaktı. [7] Öncelikle, kim bu İttihatçılar? Aydın fikirliler, İstibdat'a karşılar, Meşrütiyeti getirmek istiyorlar ve bunu iki kez başardılar. Vatanları için canlarını verebilecek hatta vermiş insanlar. Hedefleri uğruna canlarını vermiş insanlar. Çıktıkları yolda beş parasızlardı, 1908 İhtilali'nde önemli rol oynayan Talat Paşa öldürüldüğü zaman ayakkabısının altı deliktir. [8]
HEM KALEM HEM KILIÇ İLE GİRİŞTİKLERİ BU YOL ONLARI MEŞRUTİYET İLE TAÇLANDIRDI.
Atatürk İttihatçı değildi, ancak o ruha sahip bir subaydı. Sıradan bir cemiyet üyesi olmaktansa önemli olan budur. Gördüğüm kadarıyla genellikle ATATÜRK ile Enver Paşa'yı birbirlerine düşmanmış gibi gösteriyorlar. Yakın bir zamanda çıkan Atatürk filminde bunu gördüm. Evet, birbirlerini sevdikleri pek söylenemez. Ama aralarında en küçük bir nefret duygusu yoktu. İki başarılı Osmanlı Subayı ama fikirleri de bir o kadar farklı. İki askerin de amacı; vatanı kurtarmak ama Enver Paşa maalesef kıskanç bir kişiliğe sahipti. Enver Paşa'nın çıktığı yolda başarıları da olmakla beraber başarısızlıkları da çoktu. I.Dünya Savaşı'nda yalnız bir cephe kazanıldığında: Mustafa Kemal Paşa “Mağlup devletin galip komutanı” olarak anılmıştır. Enver Paşa ise: “Mağlup devletin mağlup komutanı” olarak anılmıştır. I. Dünya Savaşı'nda yenildikleri için "Üç Paşalar" memleketi terk etmek zorunda kaldı. Üç Paşaların İçerisinde yer alan Talat ve Cemal Paşalar mağlubiyeti kabul etmişti. Talat Paşa şu sözü söylemişti: “Milletimizi kurtarmak, yurdumuzu yükseltmek istedik fakat tarih bize yar olmadı.” II. Meşrutiyet'in ilanından sonra (1908) alaylı askerler ile mektepli askerler birbirine düşürüldü. Bu durum isyanın çıkmasına sebebiyet verdi. İsyanı durdurabilmek için "Hareket Ordusu" kuruldu. Komutanı Mahmut Şevket Paşa, Kolağası ise Mustafa Kemal Bey oldu. Ordu İstanbul'a vardığında Mahmut Şevket Paşa ne yapacakları hakkında kararsız kalmıştır, ona Mustafa Kemal yol göstermiştir. [9] Enver Paşa'nın aksine Üç Paşaların içerisinde yer alan Cemal Paşa’nın Mustafa Kemal ile arası bir hayli iyidir. Onun askeri zekasından her zaman haberi olup ona hep saygı duymuştur. Cemal Paşa'nın Atatürk’e yazmış olduğu mektuplarda ona "Kardaşım!" diye hitap ettiğini görüyoruz. Cemal Paşa Enver ve Talat Paşa ile yurt dışına gitmeden önce ailesine şunu defalarca söylemiştir. “BEN ÖLSEM DAHİ MUSTAFA KEMAL SİZİ UNUTMAZ!” [10] Paşa öldükten sonra Atatürk, ailesini koruma altına almıştır. Talat Paşa da aynı şekilde, fikirleri Mustafa Kemal’e çok yakın olan birisiydi. “Bu devletin tarihinde bir Anafartalar daha olur, bir MUSTAFA KEMAL lazım olur, ararız bulamayız. ” [11] demiştir ve Atatürk’ün yanında durmuştur.
KAYNAKÇA
[1]: Atatürk Ansiklopedisi
[2]: Cengiz Özakıncı - Yeni Osmanlı Tuzağı
[3]: Enver Behnan - "İlk Millet Meclisi'nin Yüz Yaşındaki Mebusu Anlatıyor" bkz. Yeni Gün Gazetesi, 27 Temmuz 1931
[4]: Ali Rıza Erenleri - Karerli Mehmet Efendi'nin Anıları s. 70,71'den Saltık Tunceli'de Aşiret, Oymak, Ocaklar s.252-255.
[S.M.1]: Cumhuriyet Tarihi Yalanları 2. Kitap Yalan -2 s.261-273
[S.M.2]: Cumhuriyet Tarihi Yalanları 2. Kitap Yalan -1 s.29, s.30
[5]: Tolga Turan - Enver Paşa Belgeseli Son Osmanlı
[S.M.3]: Cumhuriyet Tarihi Yalanları 2. Kitap Yalan -1 s.29, s.32
[S.M.5]: Cumhuriyet Tarihi Yalanları 2. Kitap Yalan -1 s.39-43
[S.M.6]: Liman von Sanders - Türkiye'de Beş yıl - C1 s.112-113 bkz.İstanbul
[6]: Atatürk'ü ÇANAKKALE'DE Ziyaret Edenler - bkz Saliha Yılmaz
[7]: Süleyman Tekir - İttihatçılık DOĞUŞ, Mustafa Kemal s.173-190
[8]: Tolga Turan - Talat Paşa Belgeseli
[9]: Ziya Şakir - Mahmut Şevket Paşa Anılar
[10]: Tolga Turan - Cemal Paşa Belgeseli
[11]: Can Osman Aksoy - Kurtuluş Savaşı'nda Talat Paşa'nın Rolü - Belgesel

Yorumlar