Türkü Hikayeleri: Burçak Tarlası
Bundan yıllar önce Niksarlı genç bir delikanlı vatani görevini yapmak için İstanbul’a gitmiş. Genç, kavruk tenli, uzun boylu delikanlı; dağları ve denizleri aşıp orduya teslim olmuş. Anadolu’nun tertemiz delikanlısı, birbirini kovalayan günlerin birinde çarşı iznine çıkmış.
Çıkış o çıkış… Delikanlının gözleri bir çift ahu göze değmiş. Genç kız tam bir İstanbul hanımefendisiymiş. Eğitimli, güzel ve alımlı kız da gönlünü delikanlıya kaptırmış. Genç kızın babası, İstanbul’un zenginlerindenmiş. Aile; şehrin en saygın, en varlıklı ailelerinden biriymiş. Sözün özü, kızın babasında bizim delikanlıya kız verecek göz yokmuş.
Tabii ki gönül ferman dinlememiş. Güzel kızla bizim delikanlının aşkı tüm engelleri aşmış. Babasının sözünü çiğnemesine rağmen sevdiğine kavuştuğu için mutlu olan genç kız, yaşayacaklarından habersizmiş. İstanbul’dan Niksar’a uzanan hikayede aşıklar, önce vapurla Samsun’a, oradan da kara yoluyla Niksar’a geçeceklermiş. Delikanlı, yolda sevgilisinin gözü korkmasın diye birkaç beyaz yalan söylemiş. Köylerinin zenginlerinden olduklarını, tarlaları ve mülkleri olduğunu söylemiş. Sevdiğine inanan güzel kız, yaşayacağı hüsrana yaklaştıklarının farkında değilmiş.
Dağları ve denizleri aştıktan sonra Niksar’a varmışlar. Topraktan yapılmış, duvarları tezekli, iki göz odalı bir evin karanlık odası; genç kızın gerçeği olmuş. Yüzüne tokat gibi çarpan bu gerçekle ne yapacağını bilememiş. Genç kız kolay lokma değilmiş, hakkını yedirmezmiş ya da yalana göz yummazmış fakat babasının sözünü de bir kere çiğnemiştir. Artık İstanbul’a, ailesinin şatafatlı hayatına geri dönmesi mümkün olmayan güzel kız, mecburen o hayata ayak uydurmak zorunda kalmış.
Sabahları ezan sesiyle kayınpederi, kayınvalidesi, görümceleriyle beraber uyanıp burçak tarlasına gitmeye başlamış. Kocasını seviyormuş fakat mahkum kaldığı bu hayatı sevmiyormuş. Kayınvalidesi başta olmak üzere tüm ev halkı ona baskı yapıyor, bunları zaten yapması gerekiyormuş gibi hissettiriyormuş.
“Sabahtan kalktım ki ezan sesi var,
Ezan da sesi değil yar yar burçak yası var…”
Genç kız bu hayatı asla kabul etmek istemiyormuş ama eşini sevdiği için katlanıyormuş. İstanbul’dan kopup Anadolu’nun bağrına gelen kız epey zorlanmış. Aslında “Evini başına yar yar yıkar da giderim!” diyecek kadar cesurmuş fakat aşkı onu tutuyormuş.
Kendi hayatını yaşayamadığı, benliğini koruyamadığı günleri bir devrim yaparak geride bıraktığını düşündüyseniz maalesef yanılıyorsunuz… Genç kadın ömrü boyunca bu hayatı yaşamış ama kendisinden sonraki genç kızların, onun gibi suistimal edilmesini önlemek için bizlere bu türküyü bırakmış. Bu türkü; herhangi bir şekilde suistimal edilen, hakkı yenen kadınların bir isyanıdır.
“Amanın kızlar ne zormuş burçak yolması,
Burçak tarlasında yar yar gelin olması…”
Kaynakça


Yorumlar