top of page

Türk’ün Kurtuluş Simgesi Ergenekon ve Nevruz

Nevruz Bayramı’nın kime ait olduğu ile ilgili yaşanan tartışmalar ve son yaşanan hainlikler de göstermiştir ki ortada Nevruz üstünden kültür çatışması çıkarılmaya çalışılmaktadır. Esasen Nevruz’un ne anlama geldiğini de incelemek gerekir. Ahmet Bican Ercilasun’un tespitlerine göre; Farsça olan bu kelime geniş kültür coğrafyalarına yayılmış ve kullanım alanı bulmuştur. Çıkmış olduğu kültür çevresine kıyasla Türk kültür çevresinde daha çok kullanılmaktadır. Türkiye Türkçesinde “Nevruz”, Azerbaycan Türkçesinde “Novruz”, Başkurt Türkçesinde “Nouruz”, Kazak Türkçesinde “Navruz”, Kırgız Türkçesinde “Noruz”, Özbek Türkçesinde “Navruz”, Tatar Türkçesinde “Navruz”, Türkmen Türkçesinde “Novruz”, Uygur Türkçesinde “Noruz” şeklinde kullanım alanı bulmuştur. Yeni gün anlamına gelen Nevruz esasen birçok doğu halkında yılbaşı olarak kabul edilmekle birlikte baharın gelişini de simgeler.


Türk ve İran coğrafyasında yıllardan bu yana kutlanan Nevruz’un esasen kime ait olduğuna dair tartışmalar kültürel anlamda yersiz olmaktadır çünkü bin yıllardan bu yana oluşan bu gelenek aynı coğrafyada yaşayan halklar arasında birçok destan, din, türkü, örf ve adetlerde olduğu gibi etkileşim sonucu kültürel alışverişler olmuş olabilir. Ancak bunun belirli siyasi söylemler, propaganda veyahut terör söylemlerine alet edilmesi için provakasyona çevrilmesi maalesef ki kültürel çatışmaları derinleştirmektedir. Bu kültürel çatışmaların binlerce yıldır birlikte yaşayan kültürlerin dünyadaki paylaşım savaşı akabinde çıkması da tabii ki bir rastlantı değildir. Bu çatışmalar Doğu’yu sömürmek için fırsat kollayan ve iç karışıklıklar ile demokrasi götürme yahut özgürlüğe kavuşturma bahanesi ile gelen küresel emperyallerin işine yaramaktadır. Bundan dolayıdır ki bu çatışmaları oluşturan ve derinleştiren küresel emperyaller kendilerine açılan alanda sömürülerini hızlandırmaktadır. 


Takvimler, zamanı sistemli hale getirerek kullanma ve belirleme ihtiyacından doğmuştur. Bir kısmı bozkırda konar-göçer hayat tarzını benimseyen Türkler, ekip biçme zamanını belirlemek; yazın yaylaya, kışın kışlağa birlikte göçebilmek için temel olarak gök cisimlerinin hareketine ve gökle ilgili olaylara bakarak takvimler yapmış ve zamanı sistemli halde kullanmaya başlamışlardır. Bir müddet sonra “12 Hayvanlı Türk Takvimi”ni oluşturmuşlardır. Bu takvim Türk boyları arasında yaygın olarak kullanılmıştır ve hala kullanılmaktadır. Türkler tarihte kullandıkları 12 hayvanlı takvimde yıldönümünü  21 Mart olarak almıştır. 


En eski Türk bayramı olan Nevruz, Doğu geleneklerinin devamı olarak yaşamıştır. Çin kaynaklarına dayanarak Hunların milattan yüzlerce yıl önceleri 21 Mart’ta bahar şenlikleri yaptıklarını, bugün Nevruz kutlamalarındaki geleneklerin o zamanda da yer aldığı bilinmektedir. Aynı gelenekler, Hunlardan sonra Uygurlarda da görülmüştür. Türkler İslamiyet’i kabul ettikten sonra hicri takvimi benimsemelerine rağmen, Selçuklu Sultanı Melikşah, ünlü matematikçi Ömer Hayyam’a bir takvim hazırlatmıştır. Bu takvimin başlangıcı da 21 Mart olarak alınmıştır. Bu takvime Celal-üd Devle Ebü’l– Feth Melikşah’ın adından ötürü Celali takvimi veya Melikşah takvimi demişlerdir. İbrahim Hakkı Hazretleri de “Maarifetnâme” adlı eserinde yılbaşını güneşin koç burcuna girdiği günü yani 21 Mart’ı alır (Kafkasyalı 2000: 27-29). Nevruzun kutlanması ise Selçuklu ve Osmanlı’da da devam etmiştir. Karakeçili Yörükleri 21 Mart tarihinde Ertuğrul Gazi’nin Türbesi etrafında toplanarak Nevruz’u kutlamıştır. Aynı zamanda “Yörük Bayramı” olarak da bilinmektedir.


Bunun dışında Türkler için Ergenekon Destanı’nda demir dağın eritilip Ergenekon vadisinden çıkışı olarak da kutlanmaktadır. Ergenekon Destanı ise özet olarak; Moğol ilinde Oğuz Kağan soyundan İl Han’ın hükümranlığı sırasında Tatar Türklerinin hükümdarı Sevinç Han Moğol ülkesine savaş ilan etti. İl Han’ın idaresindeki orduyu Kırgızlar ve diğer boylardan da yardım alarak bozguna uğrattı. İl Han’ın ülkesindeki tüm insanları öldürdüler. Yalnız İl Han’ın küçük oğlu Kıyan ve eşi ile yeğeni Nüküz ile eşi kurtulmayı başardılar. Düşman askerlerinin, onları bulamayacağı bir yere kaçmaya karar verdiler. Yabani koyunların yürüdüğü bir yolu izleyerek yüksek bir dağda dar bir geçite vardılar. Bu geçitten geçerek içinde akarsular, pınarlar, çeşitli bitkiler, çayırlar, meyve ağaçları, çeşitli avların bulunduğu bir yere gelince Tanrıya şükrettiler ve burada kalmaya karar verdiler. Dağın doruğu olan bu yere dağ kemeri anlamında “Ergene” kelimesiyle “dik” anlamındaki “Kon” kelimesini birleştirerek “Ergenekon” adını verdiler.


Kıyan ve Nüküz’ün oğulları çoğaldı. Dört yüz yıl sonra kendileri ve sürüleri o kadar çoğaldı ki Ergenekon’a sığmadılar. Atalarının buraya geldiği geçitin yeri unutulmuştu. Ergenekon’un çevresindeki dağlarda geçit aradılar. Bir demirci, dağın demir kısmı eritirlerse yol açılabileceğini söyledi. Demirin bulunduğu yere bir sıra odun, bir sıra kömür dizdiler ve ateşi yaktılar. Yetmiş yere koydukları yetmiş körükle hep birden körüklediler. Demir eridi, yüklü bir deve geçecek kadar yer açıldı. Hatta bir rivayete göre Türk Mitoloji’sinde de Asena olarak adlandırılan dişi bir kurt çıkışta rehberlik etmiştir. İl Han’ın soyundan gelen Türkler yeniden güçlenmiş olarak eski vatanlarına döndü, atalarının intikamını aldılar.


Ergenekon’un ise bir destan olmasının dışında tarihsel süreçte de bir gerçekliği olduğu da söylenebilir. Göktürklerin Ergene Kon'a girişi, muhtemelen M.S. 93 yıllarında olmuştur. Bu yıllarda Çinlilerle ve başka boylarla birleşen Güney Hunlan, Kuzey Hunlarına saldırmışlar ve onları yok etmişlerdi. Kuzey Hunlarının bir kısmı Qüney Hunlarına katılmış, bir kısmı da herhalde Altay Dağları'nda Ergene Kon denen yere saklanmıştı. Bunlar Göktürkler olsa gerektir. Zaten Çin kaynaklarındaki Bozkurt rivayetlerinde, Göktürklerin Hun soyundan geldiği belirtilmektedir. Üstelik, 93 yılı ile Göktürklerin tarih sahnesine çıkışları arasındaki zaman, Ergene Kon Destanı'nda belirtilen dört yüz yıla uymaktadır. 


Türkler Anadolu’da Kurtuluş Savaşı verirken 21 Mart 1922’de Nevruz’u coşku ile kutlamıştır. Esasen bu kutlamanın bir başka anlamı da vardır çünkü Türkler inanıldığı üzere binlerce yıl önce Ergenekon olarak adlandırılan vadide sıkışmıştı. Çıkacak yer bulamamışlar ve belirli sıkıntılar baş göstermişti. Tarih tekerrür etmiş, 1. Dünya Savaşı sonrası Türkler yine sıkışmıştı. 3 kıtada hüküm süren koca devlet yıkılmış küresel emperyaller tarafından sömürü hedefi ile pay edilmişti. Türkler Anadolu’da Ankara çevresine hapsedilmeye çalışılmıştı. Ancak Türk tarihte de olduğu gibi boyunduruğu kabul etmez. Bu bilinçle Anadolu  imkanları ile milli bir kuvvet oluşturmuş ve bu vadiden çıkış yolları aramıştır. Tıpkı destanda da olduğu gibi Türkler demir dağı eritmiş yani küresel emperyallerin demir süngüsünü yurttan atmıştır. Anadolu’daki bu kurtuluşa adeta destandaki kurt edasında Büyük Kurtarıcı rehberlik etmişti. Nazım dizelerinde ne güzel betimlemişti:


Sarışın bir kurda benziyordu.

Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.

Yürüdü uçurumun başına kadar,

eğildi, durdu.

Bıraksalar

ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak

ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak

Kocatepe’den Afyon Ovası’na atlayacaktı.


23 Mart 1922 Perşembe günü çıkan İkdam Gazetesinde “Türklerin Halas (Kurtuluş) Günü” başlığı altında Nevruz kutlamalardan şöyle söz edilmişti: “Bugün Türklerin tarih-i kadde halas (kurtuluş) gününe yani Ergenekon’a tesadüf ettiği için Ankara’da sevinç gösterileri yapıldı. Mektep talebesi takım takım Büyük Millet Meclisi önünde toplanmış, Ankara’daki askerî kıtalar tarafından büyük bir geçit resmi yapılmıştır. Meclisin önündeki meydanda halk çoluk-çocuk toplanarak sevinçlerini belirterek ortaya koymuşlardır.”


27 Aralık 1932’de, Ankara Halkevi sahnesinde –Atatürk’ün Ankara’ya gelişi kutlamaları kapsamında- Ergenekon piyesi sergilenmişti. Behçet Kemal (Çağlar), “Ergenekon” adlı bir perdelik piyesi bir arkadaşıyla Atatürk’ün huzurunda oynamıştı. Piyesin ilk sahnesinde Ergenekon Efsanesi, ikincide ise Ankara Ergenekonu anlatılıyordu. Behçet Kemal Çağlar’ın ifadesiyle “İki Ergenekon’u birbirine bağlayan bu piyeste, dağlar demircinin çekici ile parçalanınca, Ankara görünüyor ve kaybolan Bozkurt’un yerine Atatürk’ün silueti ufukta güneş gibi parlıyordu.” Böylece Ergenekon Efsanesi’nde Türklere yol gösteren bozkurtun yerini “Ankara Ergenekonu”nda Türklere yol gösteren Mustafa Kemal Atatürk alıyordu.

Birçok kültürde kutlanan Nevruz’un bizdeki yeri bu sebeple çok ayrıdır. Türkler için bir yılbaşı veyahut baharın gelişini simegelemesinin dışında kurtuluşu da simgeler. Esareti kabul etmeyen bir millet için ise bu çok mühimdir. Ergenekon Destanı’nın isminin hafızamızda zehirlenmesi için yaklaşık 20 sene önce kumpas ile zindanlara atan emperyallerin uç karakollarının hedefi bugün Nevruz adı altında terör propagandası yapanlar ile aynıdır. Kültürel ve tarihsel yıkım yaşatarak bu köklü millete karşı bir harp yürütülmektedir ama akıllarında olmayan ise Türkler Ergenekon’dan her daim çıkmıştır ve çıkacaktır.


Kaynakça


Beşir Mustafayev, ADRİYATİK’TEN ÇİN SEDDİNE UZANAN NEVRUZ GELENEĞİ, AVRASYA Uluslararası Araştırmalar Dergisi, Cilt:2 Sayı:3, Temmuz 2013


Biray, N. (2010). 12 HAYVANLI TÜRK TAKVİMİ -ZAMANA VE İNSANA HÜKMETMEK-. Journal of Turkish Research Institute, 15(39), 671-682.



Ahmet Bican Ercilasun, Ergenekon Destanı, Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi Dergisi Yay. C 3. 1979. S.63-65




1_edited.png

alacadergi.com Ekrem Topuz tarafından tasarlanmıştır.

bottom of page