top of page

Türk Kültür Tarihinde "Balbal" Yanılsaması

7 Eyl
6 dakikada okunur

Orta Asya’dan Anadolu’ya kadar Türk kültür tarihinin izlerini en detaylı biçimde izleyebildiğimiz unsurlardan biri hiç şüphesiz taş eserlerdir. Taş, dayanıklılığı sayesinde yüzyıllar öncesine dair pek çok şeyi, hiçbir yazılı ifadeye olmadan sadece görsel varlığıyla bile anlatabilir. Türkler de tarihlerinin en erken devirlerden itibaren taşı bir hikâye anlatıcısına konumuna getirebilmiştir.


Kaynaklarda en geniş tabiriyle “balbal” olarak adlandırılmış bu taş eserler Sibirya’dan Moğolistan’a, Doğu Türkistan’dan Türkiye hatta Macaristan’a kadar geniş bir coğrafyada kendine yer bulmuştur. Bu eserlerin coğrafi dağılımı, düzenlenmesi ve biçim özelliklerine dair detayları göz önüne aldığımızda Türk kültür ve tarihinin taşlar bağlamındaki izini sürmek mümkün olacaktır. Türk tarihinde insan figürlü taş eserler İskit, Hun, Göktürk dönemi eseri olarak sıklıkla karışımıza çıkmakta ve bugün kültür tarihimize dair bildiğimiz önemli ayrıntıların taşa kazınmış arşivleri olarak görülmektedir.


Bu taş eserlere akademik ve bilimsel araştırmalar üzerinden bakıldığında isimlendirme ve isimlendirilen taşların hangi anlama karşılık geldiği konusunda bazı problemler olduğu görülebilir. Özellikle “balbal” olarak nitelendirilen eserlerin aslında birbirinden çok farklı taş eserleri tanımlıyor olması bu sorunun özünü yansıtmaktadır. Bu bağlamda bugün “balbal” dendiğinde aklımızda canlanan imgenin hudutları bize bu konuda ipucu sağlayacaktır. “Balbal” isimlendirmesi altında akıllarda canlanan, özenli bir şekillendirmeye gerek görülmemiş ve belirli bir sırayla dizilmiş düşman imgeleri midir? Ellerinde kadeh tutan, yapıldığı dönemin kültür özelliklerine göre giyim özelliklerini de bünyesinde taşıyan heykel formlarını da balbal olarak nitelendirebilir miyiz? Türk taş eserlerinin hangisini balbal olarak tanımlayacağız?


Bu sorular çok uzun zamandır süregelen terminolojik bir problemin günümüze tesiridir. Günümüzde akademik yayınlarda bu konuda hala birbirinden farklı kullanımlar olduğu görülebilir. Çeşitli araştırmacılar bu konuda gerekli çizgileri çekerek terminolojik karışıklığı gidermiştir fakat hala günümüzde yapılan yayınlar, sosyal medyadaki hatalı kullanımlar kavram karmaşasının önüne geçilmesindeki en büyük engellerdir. Bu kullanım farklılığının sebebini anlayabilmek için bu isimlendirmenin kökenine bakmak ve hangi gruptaki heykelleri tanımlamak için kullanıldığını iyi özümsemek gerekir.


“Balbal” sözcüğü Türk Dil Kurumu Sözlüğünde: Eski Türklerde kişinin anılması için mezarının veya bazı kurganların etrafına dikilen taş, şeklinde tanımlanmıştır. Gülensoy, balbal sözcüğünü; “taştan yontulmuş insan heykelleri” şeklinde çoğul bir anlamla tanımlamış ve Eski Türkçe “Balbal”ın Moğolca barmal/ barimal sözcüğünden geldiğini belirtmiştir (2007, s. 108). Ergin, Orhun Abidelerinde geçen sözcükler içinde balbalı; “öldürülen düşmanın heykeli” olarak tanımlamıştır (1998, s.86). Orkun ise Eski Türk Yazıtlarından referansla; “ölünün öldürülen düşmanı adına dikilen taş” olarak açıklamıştır (2011, s. 768). Tüm bu tanımlar farklı bağlamlarda kendine bir zemin bulabilirken bazı tanımlar çok geniş kapsamlı kaldığı için akademik yayınlarda kafa karışıklığına sebep olmaktadır. 


Özellikle balballarla ilgili yapılan bazı araştırmalarda literatürde taş baba/taş nine ya da taş ata olarak tanımlanan bazı heykel figürlerinden de bahsedildiği görülür. Bahsi geçen heykel figür gruplarından ilki güney Rusya bozkırlarında bulunmuş bir grup taş eserdir. Günümüzde Kıpçak heykeli olduğu anlaşılan bu heykel grubunun bir kısmı kadın figürü olduğu düşünülen şekilde biçimlendirildiğinden "taş nine" anlamına gelen "Kamennaya baba" (çoğulu = kamennıya babı) ifadesi ile literatüre geçmişti. Türk literatüründe de bunun karşılığı olarak taş baba/taş nine gibi kavramları kullanmaya başladık. Genel bir başlık altında “taş ata” olarak niteleyebileceğiz heykeller belirgin Türk tipi yüz hatları, geleneksel Türk giyim kuşamı gibi unsurları takip edebilmemize olanak sağlayan önemli veriler sunmaktadır. Taş ataların keşfinin ardından Orhun yazıtlarının keşfi ve okunmasıyla birlikte bu kavrama ek olarak “balbal” kavramı da terminolojik olarak kullanılmaya başlandı. Okunan yazıtlarda ölüm kültürüyle doğrudan ilişiği olduğu tespit edilen “balbal” sözcüğü ve “kamennaya baba” sözcüğü benzer kavramlara işaret ediyor olmaları sebebiyle bugün hala karıştırılan ya da birbiri yerine kullanılan kavramlar olarak karşımıza çıkmaktadır. 


Anıl Yılmaz konu ile ilgili makalesinde Güney Sibirya’da bulunan ve Yenisey 111 olarak numaralandırılan yazıtta “bediz” ifadesinin kullanımını etraflıca ele almıştır. Anlamı itibariyle "resim" sözcüğünün karşılığı olarak kullanıldığını ve ilgili yazıtta yer alan “bedizli kaya” anlamına geldiği düşünülen ifadeyi üzerindeki çizimlerin yardımıyla “resimli kaya” olarak tanımlamıştır. Bediz kelimesinin “heykel” anlamına geldiğinin çok açık olduğu bir diğer ifade Köl İç Çor yazıtında görülür. Kitabede yer alan "Kaganın küçük erkek kardeşi El Çor tegin geldi, daha sonra dört tegin daha geldi. Bu adamlar, efendi (işvara) Bilge Köli Çor'un cenaze töreninde görevli idiler ve bunlar oturan bedizler (heykeller) imal ettiler" ifadesi heykel yapımına işaret etmesi ve burada “bediz” sözcüğünü kullanıyor olması bakımından önemlidir. Bu noktada dikkat çeken bir diğer önemli veri, Göktürklerin heykel ve resimler için birbirinden farklı terimler kullanmak yerine “bediz” ifadesini benimsemiş olmalarıdır. Çeşitli yazıtlarda bediz kelimesinin “resim” sözcüğü yerine kullanıldığı da görülmekle birlikte heykeller için de aynı kelimeyi kullanmışlardır.


Tüm bu kavramların doğrudan Türk kültür tarihinde ölüm anlatısına dair parçalar olduğu ortadadır. Peki tüm bu taş eserlerin kullanım alanları, bulundukları yerler ve gösterdiği özelliklere genel olarak bakacak olursak bunlar hakkında nasıl bir çıkarım yapılabilir? Literatürde “taş baba” olarak tanımlanan heykellerin coğrafya değiştikçe konumu değişmekle birlikte “bark” adı verilen kutsal mezar alanlarının doğrudan içinde bulunduğunu söylemek mümkündür. Taş baba örneklerinin yüzeyin oyulmasıyla figürün taşın yüzeyinde kabartma formunda gözükmesi için alçak kabartma tekniğindeki örnekleri olduğunu görürüz. Bunun haricinde kazıma tekniği ile doğrudan taşa kazınarak yapılmış örnekler de mevcuttur. Taş babaların en önemli ve en ses getiren örneklerini sağ elinde bir kap tutarken, sol eliyle kılıcı kavramış halde tasvir edilmiş örnekler olduğunu biliyoruz. Bu taşlara işlenen figürlerin bark olarak adlandırdığımız kutsal mezar yapılarının merkezinde yer alması sebebiyle ölen kişinin kendisine ait olduğu düşünülmektedir. Bazı örneklerde taş babalara, balbal olarak tanımladığımız sıra taşların eşlik ettiğini de görüyoruz. Bu düzenleme genellikle mezarın sahibi olduğu tahmin edilen taş baba figürünün barkın merkezinde olduğu kompozisyonlara işaret eder. Balballar ise mezar mimarisinin dışına doğru, bazı örneklerde tek bazı örneklerde çift sıra halinde olacak şekilde sırayla uzayıp giden detaylı bir süsleme programı taşımayan, doğrudan insan tasvirleri içermeyen taşlardır.


Balbalların anlam bakımından incelenmesine tekrar dönecek olursak, balbalın savaşta öldürülmüş düşmanları temsil eden taşlar olduğu tüm tanımlamalarda benzer bir zemine oturmaktadır. Acaba Göktürk yazıtlarında yer alan ifadeler ve arkeolojik bulgular bununla ilgili başka bir kapıyı aralayabilir mi? Arkeolojik bağlamda bakıldığında balbalların genellikle mezarların yanında değil barkların önüne, özellikle doğu tarafa doğru tek sıra halinde dikilmekte olduğu görülür. Bu durumla alakalı yapılan çalışmalarda balbal sırasının özellikle doğuya doğru dizilen görüntüsü Türk hakanın göğe doğru yapılan yolculuğunu simgelediği düşüncesini akla getirmektedir. Bazı balballarda görülen aile/boy arması olarak niteleyebileceğimiz semboller de bu taş eserlerin öldürülen düşmanı simgelemekten ziyade, ölen bir Türk büyüğü ardından onun barkına bağlılık, politika veya gelenek gereği diğer hükümdar ve yüksek rütbeli kişiler tarafından gönderilen bir taziye ve saygı ifadesi olarak görülemez mi? Bu düşüncenin kaynağı yine Orhun abideleridir. Bilge Kağan, yazıtının güney yüzü 7. satırında; Tatabılar’ı öldürüp balbal kıldığı anlatılırken sonraki, Ku Sengün'e ait bir orduya saldırıp 30.000 askerini "öldürdüm" demektedir. Burada balbal kıldım ifadesinin kullanılmıyor olması ilginçtir. Bilge Kağan yazıtının doğu yüzünün, 27. satırında ise, Kırgız Kağanını "öldürdüğü" balbal kılmadığı ifade edilir. Bu durumda öldürülen herkesin balbal kılınmadığı ve balbalının yaptırılmasının başka bir duruma bağlı olduğu düşüncesi ortaya çıkar.

Bu bağlamda balbalın öldürülen düşmanı temsil etmediği, hatta belki kağanın iktidarını, ona bağlılığı ve duyulan bir saygıyı ifade eden simgeler olması uzak bir ihtimal midir? 


Bu noktada Çin kültürünün önemli eserlerinden Terracotta Ordusu da akıllara gelmektedir. Qin Shi Huang kendisiyle birlikte devasa bir terracotta orduyu gömdürürken kendisine öte dünyada eşlik edecek bir grubu yanında götürme arzusundaydı. Göktürk balballarının zorlu bozkır şartları itibariyle derinlemesine insan figürü verilmemiş, taş sütunlar halinde bırakılmış sembolik askeri temsiller olduğu da akıllara gelebilir. Bu düşünceye göre taşların, barkın doğu yönünde bozkır savaş stratejisine uygun bir biçimde tek sıra halinde dizilmesi, bu temsillerin ölen Kağana göklerdeki yolculuğunda refakat eden ve koruyan askeri temsiller olabileceği düşüncesini desteklemektedir. Ya da belki de bunlar sadece ölü hediyesi, sadakat ya da saygı göstergesi de olabilir. 


Sonuç olarak, arkeolojik verilerin de yardımıyla Türk sanat tarihi literatüründe uzun yıllardır süregelen terim karmaşasını anlamlı bir zeminde nihayetlendirmek, uzun vadede yapılan tüm araştırmaların daha doğru bir sonuca ulaşması için büyük önem taşımaktadır. Göktürk dönemi yazıtlarından ve çevre uygarlıkların yazılı kaynaklarından da öğrendiğimiz üzere balbal, baba, bediz gibi kavramlar doğru kullanıldığında ve doğru alana işaret edecek şekilde kullanıldığında hem literatür taramak kolaylaşacak hem de yanlış terminoloji kullanımıyla ortaya çıkan anlam karışıklıkları önlenebilecektir. Öyleyse barkların doğu kapısından itibaren, bazen tek sıra bazen ikişerli sıra halinde uzanan, yontulmak için özel bir çaba gösterilmemiş ve görsel olarak bağımsız bir değer taşımayan taş parçalar balballardır. Barkın merkezinde yer alan, insani görünüş yansıtan, yüz şekilleri, giysiler, ritüel kapları ve silahlarıyla estetik formlardaki taşlar balballardan son derece farklıdır. Rus dil geleneğinden Türk dili ve literatürüne sızan ve kelime anlamı "yaşlı kadın" olan “kamennaya baba” ifadesi doğrudan bir cinsiyete işaret ediyor olması ve bahsi geçen heykeller içinde yer alan erkek veya çocuk tasvirlerini kapsayamaması nedeniyle günümüzdeki bu ifadenin kullanımı tamamen kalkmalı ve yerine “taş ata” kelimesi kullanılmalıdır. Hatta Göktürklerden günümüze kadar gelen kullanımına duyulan saygıyla bu heykeller doğrudan “bediz” şeklinde de tanımlanabilir. Yine de heykelleri içermeyen sadece resim programlarını anlatan eserler de “bediz” olabileceğinden taş ata kavramı bunlar için en doğru kullanımdır.


KAYNAKÇA

Altınkaynak, E. 2008. Deşt-i Kıpçak Balbalları. Turkish Studies. 3(4). s. 97-119.

Belli, O. 2003. Türk Dünyasında Taş Heykeller ve Balballar. Türkiye Bilimler Akademisi Arkeoloji Dergisi (TÜBA-AR). Sayı VI. s. 85-116.

Ergin, M. 1998. Orhun Abideleri. Boğaziçi Yayınları.

Gülensoy, T. 2007. Türkiye Türkçesindeki Türkçe Sözcüklerin Köken Bilgisi Sözlüğü. Türk Dil Kurumu Yayınları.

Orkun, H. N. 2011. Eski Türk Yazıtları. Türk Dil Kurumu Yayınları.

Roux, J. P. 1999. Altay Türklerinde Ölüm (Çev. A. Kazancıgil). Kabalcı Yayınları.

Taşağıl, A. 1995. Göktürkler. Türk Tarih Kurumu Yayınları.

Tekin, T. 2010. Orhon Yazıtları. Türk Dil Kurumu Yayınları.

Türk Dil Kurumu. 2005. Türkçe Sözlük. Türk Dil Kurumu Yayınları.

Yılmaz, A. 2005. Baba mı, Balbal mı Yoksa Bediz Mi?. Modern Türklük Araştırmaları. Vol. II, No. 4. s. 206-214.


 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Gardaş Azerbaycan Bizim Hatalarımızı Tekrarlamamalı

Özellikle 2020 sonrası duyduğumuz ve katıldığımız bir cümle var. İki devlet tek millet. Azerbaycan çoğu konuda birlikte yol yürüdüğümüz bir dünya ülkesi olmasının yanında halkıyla, kültürüyle tarihse

 
 
 
Siyasal Sistemler ve Modern Cumhuriyet

Siyasal sistemler zamanın yıpratıcı gücüne karşı ne kadar dayanabilir? İnsanlık tarihi boyunca ortaya çıkan ve serpilen muhtelif devlet anlayışlarının hepsi, kendi tabiatlarına uygun olarak başlangıçt

 
 
 
Türk Toplumu ve Dayanışmanın Evrimi

TOPLUM OLGUSU Doğadaki tüm canlı organizmalar, varoluşsal döngülerini başlatabilmek adına bir ana canlıya genetik ve biyolojik olarak muhtaçtır. Ancak doğum anından sonraki yaşam stratejilerinde türl

 
 
 

Yorumlar


1_edited.png

alacadergi.com Ekrem Topuz tarafından tasarlanmıştır.

bottom of page