Tekinsiz Okullar: Sistematik Problemler
- EKREM TOPUZ

- 17 Nis
- 3 dakikada okunur
Türkiye, geçtiğimiz günlerde Cumhuriyet tarihinin en kanlı okul saldırısıyla sarsıldı: Kahramanmaraş’ın Onikişubat ilçesindeki Ayser Çalık Ortaokulu, bir ilim yuvası olmaktan çıkıp bir katliam mahalline dönüştü. Henüz 14 yaşındaki İsa Aras Mersinli’nin yanındaki beş adet 9mm tabancayla sekiz öğrenci ve bir öğretmeni hayattan koparıp on üç kişiyi yaralaması, münferit bir asayiş vakası değil, toplumsal yozlaşmanın en büyük delilidir. 2026 yılının henüz ilk aylarında olmamıza rağmen "geleceğimizin teminatı" dediğimiz çocuklarımızın sığındığı okullar, artık silah seslerinin ve dehşetin merkez üssü haline gelmiş durumda. Yıllardır okyanus ötesinde, ABD’de görmeye alıştığımız o kanlı okul katliamları, ne yazık ki artık Anadolu’nun kalbinde sahne buluyor. Okullarımız tekinsiz, geleceğimiz ise hiç olmadığı kadar belirsizdir. Yaşanan bu trajediler; denetimsizliğin, medyadaki şiddet güzellemesinin, aile yapısındaki çözülmenin ve mevcut politik vurdumduymazlığın ortak mahsulüdür. Önlem almayan, şiddeti regüle edemeyen, dışlayıcı dili besleyen ve bu yozlaşmayı seyreden bir siyasal erke geleceğimizi nasıl emanet edebiliriz?
Türkiye’de uzun süredir tartışılan "suça sürüklenen çocuklar" gerçeği artık sadece sokakta, pazarda ya da kuytu köşelerde değil; çocuklarımızın ilim ve irfan öğrenmesi gereken sınıfların tam kalbinde. Öğretmenlerimiz ve öğrencilerimiz, eğitim yuvalarında kitap sayfalarının hışırtısını duymak yerine, silah seslerini ve insan çığlıklarını kanıksamaya başladılar. Türkiye, eğitimde niteliği ve sosyal adaleti kaybetmenin bedelini; zenginlerin steril gettolarına çekildiği, yoksul mahallelerin ise uyuşturucu ve çeteleşme kıskacında can çekiştiği bir "ucuz ABD kopyası" olma yolunda hızla ilerleyerek ödemiyor mu? Polikacıların sosyal sorumluluklarından elini çekip okulları birer piyasa metasına ve ideolojik arka bahçeye dönüştürmesi, okul koridorlarını bilim yuvası olmaktan çıkarıp şiddetin ve sınıfsal öfkenin patlama noktaları haline getiriyor.
2026 Yılının Kanlı Bilançosu (İlk 4 Ay)
2 Mart 2026, İstanbul/Çekmeköy: Okulda bıçaklanarak hayatını kaybeden Ayşe öğretmen ve yaralanan çocuklar...
14 Nisan 2026, Şanlıurfa/Siverek: Olaydan sadece 1 gün önce 19 yaşındaki Ömer Ket, Şanlıurfa ilinin Siverek ilçesindeki bir meslek lisesinde pompalı tüfekle ateş açmış, 16 kişiyi yaraladıktan sonra intihar etmiştir.
15 Nisan 2026, Kahramanmaraş: 10 canımızı yitirdiğimiz o karanlık günde, tetiği çeken henüz 14 yaşındaki 8. sınıf öğrencisi İsa Aras Mersinli’ydi.
Son günlerde Gaziantep’te okul bahçesinde kurusıkı silahla havaya sıkan öğrenci, Mersin’de çantasından kitap yerine silah çıkan yine öğrenci... Bu çocukların her biri, yozlaşmış sistem tarafından "suç makinesine" dönüştürülen caniler. Tabii bunlar sadece medyaya yansıyanlar.
Selçuk Şirin’in de belirttiği gibi, Türkiye’deki okul şiddeti münferit vakalar değil, sistematik bir krizdir. OECD verilerine göre okul çağındaki çocukların yaklaşık yarısı zorbalığa maruz kalıyor. Bu, her iki çocuktan birinin güvenli olması gereken okulunda fiziksel veya psikolojik saldırıya uğraması demektir.
Bilinçsiz Aile
Eğitimin saç ayaklarından biri olan aile, bugün en zayıf halka haline gelmiş durumda. Çocuğunun dijital dünyada ne izlediğini, çantasında ne taşıdığını takip etmeyen; akademik başarıyı sadece nottan ibaret gören bir ebeveynlik modeliyle karşı karşıyayız. Daha da vahimi, okulda disiplin sorunu yaşayan çocuğuna rehberlik etmek yerine öğretmene saldıran, şiddeti bir hak arama yöntemi olarak gören ailelerin varlığıdır.
Aile içinde şiddeti gören veya ihmal edilen çocuk, okulu bu şiddeti "uygulayabileceği" bir alan olarak kodluyor. Ebeveynlerin eğitim sistemini bir "bakımevi" gibi görmesi ve öğretmenin otoritesini sarsan tutumları, okulun kutsallığını ve güvenliğini temelinden sarsmaktadır.
Medyada Üretilen "Şiddet Banyosu"
Günün 24 saati televizyon ekranlarından ve sosyal medya akışlarından akan bir şiddet pornografisi ile karşı karşıyayız. Dizilerde "kabadayı" tiplemelerinin kahramanlaştırılması, elinde tespih ve silahla dolaşan karakterlerin rol model olarak sunulması, genç dimağlarda şiddeti bir prestij unsuru haline getiriyor.
Sosyal medyada (TikTok, Instagram) kontrolsüzce yayılan çeteleşme videoları ve şiddet içerikli dijital oyunlar, ölümü ve yaralamayı "reset"lenebilir bir oyun sanrısına dönüştürüyor. Çocuklar, bu içeriklerle yıkanırken gerçek hayat ile dijital kurgu arasındaki ahlaki sınırı kaybediyor. Silah bir "hak arama" aracı, kaba kuvvet ise bir "varoluş" biçimi olarak kutsanıyor.
Tekinsiz Bir Gelecek?
Öğrencinin kalbine dokunmayı başaramayan niteliksiz bir eğitim sistemi; şiddeti meşrulaştıran, silahı, mafyayı ve kabadayılığı kutsayan medya içerikleri ve tüm bu çürümeyi iyileştirmek yerine izleyen politikacılar... Okullarımızı bu tekinsiz hale getiren asıl sorumlular bellidir.
Feodal zihinler, eğitim yuvalarını tarikat ve cemaatlerin arka bahçesi haline getirmekle meşgulken, müfredatı değiştirip laiklik ilkesini hiçe sayarken okullarımız çocuk çığlıklarıyla inliyor. Akıl ve bilimden kopan her adım, şiddete kapı aralıyor. Rehberlik servislerinin yetersizliği, okullardaki güvenlik zafiyeti ve cezasızlık kültürü, suçun okul koridorlarında palazlanmasına neden oluyor.
Artık sormanın vaktidir: Eğitim yuvalarını tekinsiz hale getirenler, bize hangi gelecekten bahsediyor?


Yorumlar