Kırkambar’ın Nota Dehlizinde Bir Rumeli Feryadı
- Esma Karadağ
- 9 Haz
- 3 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 6 gün önce
Her şeyin uçsuz bucaksız olması dünyanın ruhunu mu işaret eder? Ruhtan ayrılıp yolculuk etmek demek, aslında benliğe sarılmak demektir. İnsan bazen kendi gerçeğini, o ne tam karanlık ne de tam aydınlık olan alaca bir tonda bulur. Geçmişin kilitli kapılarını zorlamak, siyahla beyazın birbirine karıştığı o eşikte yürümek demektir. İşte tam da bu yüzden, içimde bir yerde zamanın tozlu katmanları arasında kendi izini arayan bir defineci saklı; belki de o alacakaranlıkta kilitli sandıkları açmaya çalışan bir çilingir. Mahzenlerin gölgesine inen, o belirsizlikte aslında kendi benliğinin renklerini arayan bir defineci...
Bu kez elim sahafların o meşhur Kırkambar kutularının, eski evrak yığınlarının ve nota dehlizlerinin derinliklerine daldı. Tozun sese, kâğıdın hafızaya dönüştüğü o yerde gözüm hep Osmanlı Türkçesiyle kaleme alınmış eski nüshalara kayıyordu. Sararmış yaprakların arasından sıyrılıp elime gelen ilk parça, bir Rumeli türküsü oldu.
Batı dünyasının ya da Levanten İstanbul’un da bu feryadı anlaması için düşülmüş fonetik notlar göze çarpıyor: “AKCHAM OLDOU” ve “Roum eli turkusu”. Ortada ise o asil eski yazı hatla asıl feryat yankılanıyor: “آقشام اولدی ینه باصدی قارالر”... Parmaklarımı zamanın o cezbedici kumlarına daldırmış, bu asırlık feryadı ruhumu acıtan o alaca gölgelerin arasından çekip çıkarmıştım.
Kâğıdın üzerindeki hecelemelere baktığımızda şarkının sözleri notaların altına o dönemin fonetik azizliğiyle, adeta sokağın şarkı söyleyişini taklit ederek dizildiğini görüyoruz:
“ah ak cham ol dou yi ne de bas di ka re ler”
ve o meşhur çağrı:
“guel guel guel a man”.
Yazıyla "gel" diyemeyen matbaa, sesle "guel" diye yalvarıyor dinleyene. Ardından sokağın, sınır boylarının o tekinsiz feryadı yükseliyor:
“ah guit me yav roum se ni de ars lan pa re ler”.

İnsan düşünmeden edemiyor, kimler ağıt yaktı bu türküyle? Selanik’in, Manastır’ın ya da Üsküp’ün göç yollarında, tütün dumanı altındaki hangi kahvehanelerde yankılandı bu ses? Bu nota kâğıdı mutfakta yemek pişiren bir kadının mırıltısı mıydı, yoksa sınır boyunda odun kıran bir muhacirin (macırın) sıla hasreti mi?
Nitekim bu feryat sadece sokakların değil, Türk tiyatrosunun sınırları aşan o göçmen sahnelerinin ışıkları altında da kendine yer bulmuştu. Makedon Türk Tiyatrosu'nun mihenk taşlarından Aliş oyununda, Hıdrellez kutlayan kadınların dillerinden dökülen bu ezgi kahramanın kulağına çalındığında Aliş şu sözlerle dertlenir: “Eyyy... Türküler türküler, yanık türküler. Anamdan babamdan kalma türküler... Sevgilisinden ayrı düşene tek teselli, tek umut yanık türküler...” (Uğurlu ve Yılmaz, 2023, s. 28).
Bu şahane ezgiyi resmi kayıtlara geçiren, TRT repertuarına 4118 numarayla alan kurum TRT Müzik Dairesi Başkanlığı'dır. Resmi kayıtlarda tek bir kaynak kişi yerine doğrudan o coğrafyanın kolektif sesini temsil eden bir "Yöre Ekibi" tescillenmiştir. Ancak resmi kurum arşivlerinde bu esere dair herhangi bir makam bilgisine yer verilmemiştir. İşte tam bu noktada Kırkambar'ın dehlizinden çıkardığım bu nadide nota kağıdının sağ üst köşesinde açıkça eski harflerle parıldayan "هزام" (Hüzzam) ibaresi, kurumsal sessizliği bozan bir belge olarak karşımıza çıkıyor. Belki de bir dönemin göçmen ruhu, resmi kayıtların unuttuğu bu ağır ayrılık acısını Hüzzam’ın o kırık perdelerinde yaşamayı, yaralarını oradan sarmayı seçmişti.
Bu durum akıllara halkın saf ezgileriyle sarayın makam dünyasını kendi döneminde harmanlayan o eski musiki ekolünü getiriyor. Tıpkı o geleneksel arayışlarda olduğu gibi; Kudmanizade Şamlı İskender’in matbaasından çıkan bu versiyonda da sokağın yalın feryadı, Hüzzam’ın o ağır hüznüyle sarılmış. Belli ki o dönemin musikişinasları, Rumeli göçmeninin içindeki o derin sızıyı en iyi Hüzzam perdesinin teselli edeceğini hissetmişlerdi.
Elimdeki bu sararmış yaprakların arkasını çevirdiğimde ise zaman tamamen duruyor. Karşımıza dönemin en seçkin musiki hazinelerini toplayan asırlık bir “Müntehabât” (Seçkiler) serisinin 844 numaralı kapağı çıkıyor. Altında ise İstanbul'un, Bab-ı Ali Caddesi 18 numaradaki o efsanevi nota dükkanının sahiplerinin isimleri mühürlenmiş: Udi Kirkor Kazanciyan ve Kudmanizade Şamlı İskender... Henüz dört haneli o eski İstanbul telefonlarının (1836) çaldığı dönemlerden kalan bu kapak, adeta sokağın sesini matbaaya taşıdığını anlatıyor.
Bireysel isimlerin ötesine geçen bu asırlık göç feryadı, bugün Alaca’nın pencerelerinden dışarı süzülüyor. Sarayların yaldızlı salonlarında süzülen ağır Mâhur şarkıların o aydınlığı ile sokağın ve gurbetin zifiri karası, tam da dergimizin ismine yakışır bir biçimde, bu sararmış kağıdın alaca gövdesinde birleşiyor.
Buyurun, zamanın unuttuğu o Hüzzam perdesinden, Kudmanizade Şamlı İskender'in matbaasından çıkan Rumeli Türkümüzün notası ve Saadettin Kaynak’tan bir yorum...
(Fotoğraf.1 ve 2 olarak ekte yer almaktadır)

Kaynakça
Kazanciyan, K. ve Kudmanizade Şamlı İskender. Müntehabât Serisi, No: 844: Akşam Oldu Yine Bastı Karalar. İstanbul: Bab-ı Ali Caddesi No: 18. (Fiziki Arşiv Dokümanı: fotoğraf.1 & fotoğraf.2 ).
TRT Müzik Dairesi Başkanlığı. 2026, 3 Haziran. Türk Halk Müziği Repertuvarı, Repertuvar No: 4118, Akşam Oldu Yine Bastı Karalar (Yöresi: Rumeli). TRT Nota Arşivi. https://www.trtnotaarsivi.com/.
Uğurlu, S. ve Yılmaz, B. 2023. Makedon Türk Tiyatrosunda Aliş Oyununun Folklorik Unsurları. Sanat ve Sosyal Bilimler Dergisi. Sayı: 1. Sayfa: 28. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/3185203.


Yorumlar