TANRI’NIN KAMÇISI: ATTİLA
- ESRA ÜNAL

- 2 Eyl 2025
- 3 dakikada okunur
Siz ona “Cesur Savaşçı” deyin, biz “Tanrı’nın Yeryüzündeki Temsilcisi”. Siz ona “Milletlerin Belası” deyin biz “Tanrı’nın kamçısı” (Latince: Flagellum Dei). Attila, yeri ve göğü kuşatan yüce hükümdar.
Tarih bir tiyatro gibidir. Sahneye çıkar, rolünü oynar, seyirciye iz bırakıp selamla eğilerek çekilirsin. Kimileri başroldür, kimileri ise yardımcı oyuncu. Bu uzun soluklu tiyatro oyununda başrol oynayan Attila ise Doğu kaynaklarında adaletli ve stratejik zekası yüksek biri olarak tanınırken Batı kaynaklarında ise “Tanrı’nın kırbacı” olarak tanınmıştır. Kimilerine korku salan, kimilerine güven veren bu hükümdar gerçekten barbar mıydı yoksa adaletin simgesi mi?
Asya Hunlarının devamı olan Avrupa Hunları, IV. yüzyıldan itibaren Doğu Avrupa’da görülmeye başlamıştır. Yılmaz’ın da belirttiği üzere: “Avrupa Hunlarının batıya göçleri, Asya Hunlarının Orta Asya’daki hâkimiyetlerini kaybetmeleri sonucu gerçekleşmiştir.” Böylece Orta Asya’daki Çin baskısından kurtulmak için bozkırlardan Avrupa’ya hareket eden Hunlar, Avrupa’ya büyük bir göç dalgası başlatmışlardır.
Babası Muncuk’un ölümünden sonra amcası Rua’nın yanında yetiştiği tahmin edilen Attila, devlet idaresi ve dış siyaseti öğrenerek 434 yılında ağabeyi Bleda ile devleti yönetmiştir. Ağabeyi Bleda’nın ölümüne kadar birlikte yönetilen Devlet, Bleda’nın ölümüyle tek hakimiyetli olmuş ve hakimiyet Attila’ya geçmiştir.
Ahmetbeyoğlu, konuyu detaylı olarak şöyle açıklamıştır: “Attila, hükümranlığının daha başlangıcında Rua zamanında başlayan Doğu Roma ile barış görüşmelerini onun ölümü üzerine imzalanan Margos Barış Antaşması’yla neticelendirmiştir. Attila Doğu Roma ile barış anlaşması yaptıktan, dâhilde bazı boyların isyan teşebbüslerini bastırıp birliği sağladıktan ve çevredeki birçok topluluğu hâkimiyet altına aldıktan sonra geleneksel Hun dış siyasetine göre hareket etmiştir. Nitekim temelleri 400’lü yıllarda atılan politikanın nihai hedefi “Güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar her tarafı fethetmek” idi. Bunu gerçekleştirebilmek için şartlar gereği evvela Doğu Roma baskı altına alınarak hâkimiyet tesis edilecek, Batı Roma ile ise münasebetler iyi tutulacaktı. Doğu Roma politikası başarıya ulaşınca hesaplaşma sırası Batı Roma’ya gelecekti, akabinde ise Sasaniler üzerine askerî harekât yapılacaktı. Bu bağlamda Attila, Doğu Roma’nın içerisinde bulunduğu siyasi, mali durumu, askerî zorlukları, karşı karşıya kaldığı isyanlar ve tabii afetleri göz önünde bulundurarak 441 ve 447 yıllarında iki Balkan seferi gerçekleştirdi.”
Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisi Attila, I. Balkan Seferi’ni başarıyla tamamlamış Doğu Roma’ya baskıyı artırmıştır. Doğu Roma İmparatorluğu’nu tamamen etkisi altına almak için yönünü yine Balkanlara çeviren Tanrı’nın kırbacı, II. Balkan Seferi’ne çıkmıştır. İstanbul’a kadar önüne çıkan engelleri kaldırarak Doğu Roma İmparatorluğu ile Anatolius Antlaşması imzalamış ve Doğu Roma İmparatorluğu’nu çok ağır ekonomik ve siyasi baskıya maruz bırakmıştır. Bu baskı üzerine intikam almak isteyen imparator Theodosios, Attila’ya karşı suikast düzenlemiş ve başarısız olmuştur. Attila’nın tüm bu zaferlerini, elinde Savaş Tanrısı Ares’in kılıcını bulundurmasına bağlayan Doğu Roma İmparatorluğu, bu kılıcı taşıyan kişinin yeryüzüne hükmetmeye muktedir olduğuna inanıyordu. Rivayete göre Hun çobanı tarafından bulunan kılıç Attila’ya sunulmuş, bu olay kulaktan kulağa yayılmıştı. Böylece kılıca sahip olmak, Tanrı’nın Attila’ya dünyaya hükmetme hakkı verdiğinin bir işareti olarak görülmüştü.
Disiplinli ordusu ve stratejik zekası ile Doğu’ya ve Batı’ya meydan okuyan Attila, bu antlaşma ile Doğu Roma üzerinde hakimiyet kurmuştur. Sosyo-ekonomik açıdan sonuçları ağır olan vergilerle İmparatorluğu daha da zor duruma bırakan Attila, gerçekleştirdiği iki Balkan seferiyle Roma mekanizmasını çökerterek Doğu Roma’yı Hun Devleti için tehlike olmaktan çıkartmıştır.
Balkanlar’a hakim olan Tanrı’nın kırbacı, yönünü bu sefer Galya’ya çevirmiştir. Batı Roma’daki karışıklığı fırsat bilen Attila, taleplerini reddeden İmparatorluk ile karşı karşıya gelmiş ve Batı’nın en kanlı savaşlarından biri olan Katalon Muharebesi’ni yaşatmıştır. Günümüzde de hala sonucu ne olduğu tartışılan bu savaşta, taraflar geri çekilmiştir. Tarafların ağır kayıplar vermesi sonucu Attila da savaş stratejisi göstererek gereksiz yere asker kaybetmemek için geri çekilmiş ve bu savaş sonucu Avrupa’nın büyük bir kısmını yağmalamıştır.
Galya’dan da yönünü İtalya’ya çeviren Attila, Roma kapılarına dayanmış ve İtalya’ya da bela olmaya gelmiştir. İtalya’nın kuzey bölgesini dağıtan Attila, İmparator’a korku salarak İmparator’un Papa I. Leo’ya yalvarmasına sebep olmuştur. Papa I. Leo’nun ricasını kırmayan Attila, savaşmaktan vazgeçmiştir.
Ahmetbeyoğlu, ise Attila’nın ölümünü şöyle anlatmıştır: “Attila, İmparator Marcianus’a karşı askerî sefer düşündüğü ve önündeki son güç Sasaniler üzerine büyük bir harekâta hazırlandığı sırada İldiko ile yaptığı evliliğin zifaf gecesinde ağzından, burnundan kan boşalması suretiyle öldü (453 ilkbaharı). Attila’nın ölümünden sonra Hun Devleti parçalanma ve çöküş sürecine girdi.”
Alman Nibelungen Destanı’nda “Etzel” ismiyle de ölümsüzleşen Attila, tarih sahnesine iki yönüyle karşımıza çıkar: Kimilerine göre stratejik zekası yüksek, adaletli ve cesur bir hükümdar; kimilerine göre de korkutucu, barbar ve yok eden bir hükümdar. Böylesine güçlü bir hükümdar karşısında kimse Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisine karşı olmak istemez. Karşı olmak isteyen felakete davetiye çıkarmış olacaktır.
Esra Ünal
1-TANSÜ, Y. E., & ŞAHAN, Z. (2020). ATTILA. PEARSON JOURNAL, 5(5), 107–116. https://doi.org/10.46872/pj.25
2-Yılmaz, A. (2016). Attila’nın Siyasi Hayatı, Şahsiyeti ve Karakteri. Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2(1).
3-Ali AHMETBEYOĞLU, "Attila", Türk Dünyası Ansiklopedisi, https://turkdunyasiansiklopedisi.gov.tr/detay/5101/Attila.




Yorumlar