top of page

İttihat ve Terakki'nin Fedaisi: Yakup Cemil

23 Eyl
3 dakikada okunur

Beyazıt’tan Kâğıthane’ye doğru ilerleyen bir mahkûm konvoyu…

Elleri bağlı bir adam, biraz sonra karşısına geçecek idam mangasından haberdar. Buna rağmen yüzünde telaştan çok tuhaf bir sükûnet vardır. Rivayete göre yol üzerinde bir karpuz arabasını fark eder ve kendisini kurşuna dizecek askerlere dönerek susamış olabileceklerini söyler. Ölümün birkaç adım önünde bile korkudan çok meydan okumayı hatırlatan bu tavrın sahibi Yakup Cemil’dir.


Peki, bir insanı kendi çağının en gözü kara fedailerinden biri hâline getiren şey nedir? Daha da önemlisi bir cemiyet uğruna silaha sarılan bir adam, nasıl olur da sonunda aynı cemiyetin kurduğu düzen tarafından ortadan kaldırılır? Yakup Cemil’in hikâyesi yalnızca bir ihtilalcinin hayat hikâyesi değildir. Bu hikâye, Osmanlı Devleti’nin son yıllarında siyaset ile silahın birbirinden ayrılmasının neredeyse imkânsız hâle geldiği bir dönemin de hikâyesidir. İttihat ve Terakki için fedailik, sıradan bir siyasî bağlılık biçimi değildi. Gizli toplantılar, takipler ve gerektiğinde hayatını ortaya koymayı gerektiren bir mücadele anlayışı, cemiyetin özellikle mücadele yıllarında belirleyici unsurlarındandı. Yakup Cemil de bu dünyanın en dikkat çekici isimlerinden biri olarak öne çıktı. Askerlik hayatı boyunca dönemin siyasî ve askerî hareketliliğinin yoğun olduğu çevrelerde bulunan Yakup Cemil, zamanla yalnızca bir subay olarak değil İttihat ve Terakki’nin fedai kimliğiyle tanınan mensuplarından biri hâline geldi. Onu diğer pek çok cemiyet mensubundan ayıran özelliği ihtiyatlı bir siyasetçi oluşu değildi. Yakup Cemil, daha çok gözü karalığıyla, ani kararlarıyla ve tehlikeyi göze almaktaki sınır tanımaz tavrıyla anılıyordu.


İttihat ve Terakki’nin mücadele yıllarında bu tür isimlere ihtiyaç duyduğu açıktı. Cemiyet yalnızca fikirlerin tartışıldığı bir siyasî çevre değildi. Baskı altında çalışan, gizlilik esasına dayanan ve zaman zaman doğrudan eyleme başvuran bir hareketti. Fakat bir hareketin mücadele döneminde avantaj sağlayan özellikler, iktidar döneminde aynı ölçüde faydalı olmayabilirdi. Yakup Cemil’in hayatındaki büyük çelişki de tam burada ortaya çıktı. Cemiyetin yeraltındaki yıllarında değerli görülen gözü karalığı, devlet yönetiminin merkezine yaklaşıldıkça bir tehdit olarak algılanmaya başladı. Bu çelişkinin en çarpıcı sahnelerinden biri, 23 Ocak 1913’te gerçekleşen Bâbıâli Baskını oldu. Balkan Harbi’nin ağır atmosferinde gerçekleşen baskın, Osmanlı siyasetinin yönünü değiştiren önemli kırılmalardan biriydi. İttihat ve Terakki mensuplarının gerçekleştirdiği bu müdahale, cemiyetin siyasî gücünü yeniden pekiştirdi. Yakup Cemil de baskının en dikkat çekici isimlerinden biri olarak tarihe geçti. Harbiye Nazırı Nâzım Paşa’nın öldürülmesi, olayın siyasî olduğu kadar şiddetli ve sarsıcı yönünü de ortaya koydu. O gün Yakup Cemil’in adı, İttihat ve Terakki içerisindeki fedai kimliğiyle daha da özdeşleşti. Baskından sonra Yakup Cemil artık sıradan bir cemiyet mensubu değildi. Adı, cesareti kadar kontrol edilmesi zor mizacıyla da anılıyordu. Onun için mücadele, belirli sınırlar içerisinde yürütülen bir siyasî faaliyet değildi. İnandığı bir fikri gerçekleştirmek için tehlikeyi göze alabilecek bir karaktere sahipti. Ancak siyasetin mantığı ile fedailiğin mantığı her zaman aynı değildi. Fedai için kararlılık, çoğu zaman tereddütsüz hareket etmek demekti. Devlet yönetiminde ise aynı kararlılık, hesaplanamaz bir riske dönüşebilirdi.


Birinci Dünya Savaşı yılları, Yakup Cemil ile İttihat ve Terakki yönetimi arasındaki mesafenin açıldığı dönem oldu. Savaşın ağır şartları ve iktidar kadroları içerisindeki görüş ayrılıkları onu farklı bir siyasî arayışın içine sürükledi. 1916’da ortaya çıkan münferit sulh teşebbüsü ve bu çerçevede dile getirdiği fikirler, artık cemiyetin merkezî çizgisiyle aynı yerde durmadığını gösteriyordu. Yakup Cemil kendi doğrularını kabul ettirmekte kararlıydı; fakat bu kez karşısında mücadele yıllarındaki gizli örgüt değil devlet gücünü elinde bulunduran bir iktidar vardı. Tutuklanmasının ardından yaşanan süreç, Yakup Cemil’in hayatındaki trajediyi daha görünür kıldı. Bir zamanlar cemiyet adına en tehlikeli görevleri üstlenen, silahını çekmekten ve hayatını ortaya koymaktan çekinmeyen bir isim, şimdi aynı siyasî çevrenin kararıyla yargılanıyordu. Mücadele döneminin vazgeçilmez adamı, iktidar döneminin taşınması zor adamına dönüşmüştü.


11 Eylül 1916’da Yakup Cemil kurşuna dizilerek idam edildi. Son anlarına ilişkin anlatılar zaman içerisinde farklı rivayetlerle aktarıldı. Karpuz ikramı hikâyesi de bu hafızanın en çarpıcı parçalarından biri olarak günümüze ulaştı. Tarihi şahsiyetlerin son anları çoğu zaman hatıraların etkisiyle efsaneleşir. Bu nedenle bu tür ayrıntılara eleştirel bir gözle yaklaşmak gerekir. Ancak rivayetin ayrıntıları tartışılsa bile Yakup Cemil’in hafızalarda bıraktığı karakter nettir: korkuyu tanımadığı düşünülen, son ana kadar meydan okumaktan vazgeçmeyen bir fedai.


Yakup Cemil’in hayatına yalnızca kahramanlık ya da ihanet gibi keskin kavramlarla yaklaşmak yeterli değildir. O; imparatorluğun çözülme sancıları içinde, savaşlar ile siyasî mücadelelerin iç içe geçtiği bir buhran çağında yetişti. Sadakat ile isyan, cesaret ile kontrolsüzlük arasındaki çizginin ne denli ince olduğunu bizzat kendi ömrüyle gösterdi. İttihat ve Terakki’nin fedaisi olarak çıktığı yolun yine o dönemin siyasî hesapları içinde bir darağacı gölgesinde ve kurşunlar altında noktalanması ise belki de onu tarihte unutulmaz kılan asıl gerçektir. Zira Yakup Cemil, uğruna canını ortaya koyduğu davanın hem en keskin silahı hem de nihayetinde içine sığamadığı en çetin düğümü olmuştur.


KAYNAKÇA:

POLAT, Hasan Ali, Yakup Cemil: Hayatı ve Divan-ı Harp Sorgu Tutanağı, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2023.

POLAT, Hasan Ali, “İttihat ve Terakki’nin ‘Sine Qua Non’u: Bâbıâli Baskını”, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, C. 35, S. 3, 2025, ss. 1449-1474.

AHMAD, Feroz, İttihat ve Terakki 1908-1914, Kaynak Yayınları, İstanbul, 1999.

AKŞİN, Sina, Jön Türkler ve İttihat ve Terakki, İmge Kitabevi, Ankara, 2001.

TANSU, Sami Nâfiz, İttihat ve Terakki İçinde Dönenler, Anlatan Galip Vardar, Yeni Zamanlar Yayınları, İstanbul, 2003.

TÜRKGELDİ, Ali Fuat, Görüp İşittiklerim, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1987.


Son Yazılar

Hepsini Gör
Yörüklük: Bir Yaşam Tarzı Değil, Bir Karakter

“Toros dağlarına bakınız, eğer orada bir tek Yörük çadırı görürseniz ve o çadırda bir duman tütüyorsa, şunu çok iyi biliniz ki bu dünyada hiçbir güç ve kuvvet asla bizi yenemez”

 
 
 

Yorumlar


1_edited.png

alacadergi.com Ekrem Topuz tarafından tasarlanmıştır.

bottom of page