Geyiği Kurtarmak
- Mustafa Burak Erkan

- 2 gün önce
- 3 dakikada okunur
Herkesin hatırlayacağı üzere 2025 yılının Ağustos ayında İzmir’in Kemalpaşa ilçesinde ayağı kırılan bir geyik fabrikaya sığınmıştı. Durum fark edilince, yetkililere haber verildi. Yaralı geyik hızla tedavi sürecine alındı.
Türk mitolojisinde yaralı geyik, uyarıcı bir rehber hayvan olarak kabul edilmesinin yanı sıra tehlikeli bir dönemin başlangıcı anlamında da yorumlanabilir. Eski Türk inançlarına göre yaralı bir geyiğin insanların yaşadığı alana sığınması, toplumu etkileyebilecek kötü olayların habercisidir. Aynı zamanda, bu tür mitler ataların huzursuz olduğunu ve bir uyumsuzluk sürecinin yaşanabileceğini gösterir.
Türklerin kutsal saydığı ve saygı gösterdiği hayvanlardan biri “geyik”tir. Farklı Türk lehçe ve şivelerinde “sığın”, “alasığın”, “alakeyik”, “alabolan” şeklinde geçen geyik, bozkurt gibi bazı Türk boylarının sembolü olmuştur.
Özünde bütün canlılara karşı sevgi bulunan Türk, gereksiz yere ne bir hayvana ne de bitkiye zarar vermiş, bunların yapılmasını da günah (yazuk) saymıştır. O yüzden geyik gibi hayvanları öldürenlerin başına büyük felaketler gelmiştir. Kısacası onların iktisadi hayatında çok önemli olan bu hayvan aynı zamanda güzellik, incelik ve dayanıklılığın sembolü biçiminde halk hikâye ve destanlarına da girerek onun soyunun devamının gerekliliğine sanki bir atıf yapılmıştır.
Türk destanlarında ve halk efsanelerinde geyik, yön gösteren, gizli bilgiyi açığa çıkaran bir motif olarak yer almaktadır. Bazı anlatılarda, av sırasında görülen geyik, kahramanı yeni bir yurt arayışına itmektedir. Bu geyik, çoğu zaman bir ata ruhu ya da kutsal bir işaret olarak yorumlanmaktadır. Bazı anlatılarda ise geyik, düşmanla karşılaşmadan önce kahramana uyarı vermektedir. Kazak, Kırgız ve Tuva mitolojilerinde bu tür anlatılara sıklıkla rastlanılmaktadır. Geyiğin yön gösterdiği yolun sonunda genellikle ya kutsal bir dağ ya da yeni bir yurt olmaktadır.
Görüldüğü üzere geyiğin Türk kültüründe birçok anlamı vardır. Bu anlamın sebebi ise farklı gerekçelerle açıklansa dahi birçok herkesin hemfikir olduğu şey geyiğin Türk kültürüne işlemiş olduğu ve İslamiyet öncesi olduğu kadar İslamiyet sonrasında da rastlandığıdır. Hatta Orta Asya’da rastlanıldığı gibi Anadolu’da da rastlanıldığı.
Anadolu’da ise İslamiyet’in etkisi ile tasavvufi bir surete bürünmüştür. Birçok tasavvufi şahsiyette görüldüğü gibi aynı zamanda Hacı Bektaş Veli’nin kucağındaki kutsal hayvanlardan da biridir. Köylerin isminde kendini belli etmiş halı dokumaları gibi kültürel ögelerde de simgeleşmiştir. Resneli Niyazi’nin Hürriyet Geyiği ise bunlara verilebilecek örneklerden biridir. Alageyik Destanı’nda görüldüğü üzere günümüze kadar gelmiş sanatsal bir anlamı da vardır.
Günümüzün şehir hayatı ile bu mitolojik hayvanın öneminin ne olduğu ise soru işaretidir.
Ancak yazımızın başında bahsettiğim olaydan sonra birçok kişi bununla ilgili paylaşım yaptı ve eski inanışlara benzer düşüncelere girdiği görüldü. -Burada Alaca Dergi’yi de es geçmemek gerekir. İsmini de bu kültürel anlamdan almış olup Türk milletine bunu da anlatma misyonuna sahiptir- Geyiğin yaralı olarak görülmesinin akabinde Türkiye’de ve çevresinde yaşananlar malum. Her bir yaşanan ve yaşanmaya devam edenler ayrı bir yazı konusu.
Şu da bir gerçek ki yaralı geyiğin gelişi kültürel anlamına paralel durumlar yaşattı. Bu yaşananların hayırlara vesile olmadığı ise açıkça ortada denebilir.
Kadim inançlarda yaralı geyiğin gelişi bir felaket habercisi olduğu kadar, Türk milletine kendine gelmesi yönünde yapılan son bir ihtardır. Adeta asırlardır var olan o inanış bugün de kendisini göstermiş, kendi bağrından çıkıp betonlaşmış bir fabrikaya sığınan o canlı aracılığıyla insanlığa adeta ayna tutmuştur.
İnsanların gök kubbe ile toprak arasındaki o kutsal dengeyi bozduğunda, bu kopuşun bedelini toplumsal huzursuzluklar, yön kaybı ve manevi bocalayışlarla öder.
Eski Türklerin "yazuk" saydığı doğa tahribatı ve düzene saygısızlık, günümüzün tüketim odaklı şehir hayatında zirveye ulaşmıştır. Bu yüzden İzmir'deki o yaralı geyiğin görüntüsü, hafızamızın diplerinde uyuyan o ata ruhunu uyandırmış; bizlere ataların huzursuzluğunu, doğanın incinen gururunu ve kaçınılmaz bir toplumsal arınma ihtiyacını hatırlatmıştır.
Resneli Niyazi’nin Hürriyet Geyiği nasıl ki bir devrin kırılma noktasını ve adalete duyulan özlemi sembolize ettiyse, günümüzde kent merkezine sığınan bir alageyik de kaybettiğimiz bozulan düzene işaret eder. Belki de yaşanan olumsuzluklar, bu kadim uyarının görmezden gelinmesinin bir sonucudur.
Asıl mesele şudur: Türk milleti bu sessiz çığlığı doğru okuyabilecek mi? Geyiğin sunduğu rehberlik, sadece tehlikeyi haber vermekle kalmaz, doğru yola ve özümüze geri dönmenin imkânını da sunar. Toplum olarak bu kadim sembollerin işaret ettiği mesajı kavramak, doğayla ve birbirimizle yeniden helalleşmek, yaşanan bu karanlık dönemi geride bırakmanın tek yoludur. Zira geyik yaralanmış olabilir, mühim olan geyiği yaradan kurtarmaktır. Kurtarıldığı vakit onun gösterdiği yönü takip edip etmek bizim elimizdedir. Tabii ki kurtarması gerekenler aslında o geyiğin yarasını daha da büyütmezse…
KAYNAKÇA
Ebubekir Yiği, Amasya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Aralık 2023
Sadettin Yağmur Gömeç, Türkoloji, Eylül 2025

Yorumlar