top of page

Machiavelli: Prens ve Türk Devlet Aklı

Siyaset denince akla gelen en ünlü kitaplardan biri Niccolò Machiavelli’nin "Prens" isimli eseridir. Bu kitap genelde acımasızlık, entrika ve "Amaca giden her yol mübahtır" anlayışıyla bilinir. Oysa kitabın merkezinde çoğunlukla gözden kaçan şaşırtıcı bir gerçek vardır: Machiavelli, işgallerle paramparça olan ülkesi İtalya’yı kurtarmak için bir reçete ararken gözünü Doğu’ya çevirmiştir. Hayal ettiği o güçlü "Prens" figürünü tasarlarken aslında Osmanlı İmparatorluğu'ndan ve Türk hükümdarlarından ilham almış olması muhtemel midir?

   

16. yüzyılın başlarında İtalya; Fransız, İspanyol ve Alman ordularının işgalleri ve küçük şehir devletlerinin birbirini yemesiyle tam bir kargaşa içindeydi. Tam da bu dönemde Doğu’da, Fatih Sultan Mehmet’in temellerini attığı, Yavuz ve Kanuni dönemlerinde ise zirveye ulaşan devasa bir güç yükseliyordu: Osmanlı İmparatorluğu. Floransalı bir diplomat olan Niccolò Machiavelli sadece masabaşı bir yazar değildi; istihbarat raporlarını okuyan ve güç dengelerini yakından takip eden bir devlet adamıydı. Machiavelli için Osmanlı, sadece korkulan bir düşman değil; disiplini, güçlü merkezi yönetimi ve kusursuz işleyen düzeniyle "Gerçek bir devlet nasıl yönetilir?" sorusunun canlı bir örneğiydi. 

   

Araştırmalar, Machiavelli’nin hayal ettiği güçlü lider tipinin, aslında Avrupa'daki soyluların keyfi yönetimine karşı Türk sultanlarının yetkilerini İtalya’ya uyarlama çabasından doğduğunu göstermektedir. Machiavelli, ünlü Prens kitabının 4. bölümünde dünyayı sarsan iki farklı yönetim modelini karşılaştırır: Türk (Osmanlı) Modeli ve Fransa Modeli. Osmanlı’da tüm yetki sultanın elindedir; valiler keyfe göre atanıp görevden alınır ve sultan dışında kimsede dokunulmazlık veya şahsi toprak bulunmaz. Fransa’da ise kralın altında kendi soyluluk haklarına sahip baronlar vardır ve kral onları kolayca görevden alamaz. Bu fark ülkelerin fethedilmesini ve elde tutulmasını tamamen değiştirir. Fransa’da krala kızgın bir baron bularak içeri sızmak kolaydır ancak kralı devirseniz bile baronlar yeni isyanlar başlatacağı için ülkeyi elde tutmak çok zordur. Osmanlı’da merkeze kafa tutabilecek bağımsız feodal güçler ya da kendi başına buyruk soylular yoktur. Bu yüzden dış güçlerin içeriden birilerini rüşvetle satın alıp devleti kendi insanıyla vurması veya içeride gizli bir hain şebekesi kurup devleti çökertmesi neredeyse imkânsızdır. Ancak bu sistemin insanî bir zaafı da vardır: Halkın güvenip arkasından gideceği, idareyi toparlayacak tek otorite sultan ve onun ailesidir. Şayet hükümdar soyu bir şekilde ortadan kaldırılırsa, insanları bir arada tutacak başka hiçbir lider kalmadığı için o topraklara hâkim olmak son derece kolaylaşır.

   

Siyaset uzmanları, Machiavelli’nin bir liderin kaderi bükme ve şartları kendi lehine çevirme yeteneği olarak gördüğü o meşhur "Virtù" ruhu ile büyük Müslüman düşünür İbn Haldun’un insanları tek bir amaç etrafında kenetleyen toplumsal dayanışma, yani "Asabiye" anlayışı arasındaki o derin insanî bağı vurgular. Her iki düşünür de bir toplumu ayakta tutan esas gücün, insanın içindeki o mücadele azmi ve birlikte hareket etme arzusu olduğunun farkındadır. İki farklı yüzyılda yaşayan bu iki isim arasındaki fikir köprüsünü kuran kişi ise büyük ihtimalle İbn Wazzan (Afrikalı Leo)'dur. Kuzey Afrika’da İbn Haldun’un eserleriyle yetişip korsanlarca kaçırıldıktan sonra İtalya entelektüel çevrelerinde büyük ilgi gören bu Doğu aliminin, 1524 yılında Machiavelli ile aynı ortamı paylaşarak Doğu'nun devlet anlayışını ve İbn Haldun’un fikirlerini Floransalı düşünüre aktarmış olması son derece güçlü bir tarihsel ihtimaldir. 

   

Machiavelli "Prens" isimli meşhur kitabını yazarken amacı Doğu dünyasını övmek ya da Batı’yı yermek değildi. O sadece olaylara tamamen tarafsız ve katı bir gerçekçilikle bakan bir devlet adamıydı. Fakat tarihin ilginç bir cilvesidir ki bugün Batı’da modern siyaset biliminin ve iktidar stratejilerinin babası kabul edilen bu isim, işgallerle ezilen ülkesi İtalya’yı düştüğü çamurdan çıkaracak tek gücü Batı'da değil Doğu'da bulmuştur. Aradığı o kurtarıcı gücü; Osmanlı’nın saat gibi tıkır tıkır işleyen insanî disiplininde, sultanın herkesi bir arada tutan güçlü liderliğinde ve Türklerin nesilden nesile aktararak olgunlaştırdığı o köklü devlet tecrübesinde bulmuştur.


Bu açıdan bakıldığında, Machiavelli’nin hayalini kurduğu ve Batı dünyasına ders olarak sunduğu o efsanevi "Prens" figürü, özünde Osmanlı sultanından başkası değildi. Floransalı düşünür, Doğu'nun güçlü ve disiplinli yönetim modelini almış, üzerine İtalyan Rönesansı'nın düşünce tarzını giydirerek Batı dünyasına yeni bir lider modeli olarak sunmuştu. Yani Batı siyaset düşüncesini kökünden sarsan bu ünlü "Prens" aslında Doğu'nun insanı ve devleti çekip çeviren o güçlü sultan figürünün Rönesans’ın zarif kumaşıyla yeniden giydirilmiş haliydi.


İşte bu yüzden Prens eserini okurken sadece İtalya’nın saray entrikalarını değil; aynı zamanda Doğu’nun köklü devlet tecrübesinin Batı felsefesiyle buluşmasını da görürüz. Machiavelli bize soyut felsefi teoriler anlatmak yerine yaşadığı dönemin en büyük imparatorluğunu ayakta tutan insanî ve idari sırları keşfetme fırsatı vermiştir. Yüzyıllardır Batı’nın kendi öz siyasi dehası olarak gururla sergilediği bu anlatı özünde Doğu’nun köklü devlet tecrübesine ve insanı yönetme sanatına duyulan sessiz ama son derece güçlü bir hayranlığın ifadesidir.

Son Yazılar

Hepsini Gör
Anadolu'nun Can Suyu Cumhuriyet

Ege’de Anadolu topraklarının kültür, medeniyet ve doğal mirasını gözlemlemek çok kolaydır. Adeta Cennet’in dünya üzerindeki tasviri. Aynı zamanda toprakları da çok bereketlidir, Anadolu’nun birçok yer

 
 
 

Yorumlar


1_edited.png

alacadergi.com Ekrem Topuz tarafından tasarlanmıştır.

bottom of page