top of page

Beyaz Rus Göçü ve İstanbul'un Dönüşümü

Kasım 1920’de, Rus İç Savaşında Kızıl Ordu karşısında tutunamayan General Pyotr Wrangel komutasındaki Beyaz Ordu birlikleri ve beraberindeki sivil nüfustan oluşan 150 bin mülteci, gemilerle İstanbul Boğazı’na ulaştı. Birinci Dünya Savaşı sonrasında İngiliz ve Fransız devletleri tarafından işgal altında olan İstanbul; askerler, bürokratlar, sanatçılar ve sivillerden oluşan bu nüfusla birlikte konut kullanımından gece hayatına, plaj alışkanlıklarından sokak ticaretine kadar pek çok alanda doğrudan değişime uğradı.


Beyaz Ruslar için İstanbul aslında Batı Avrupa ve Amerika’ya geçiş öncesinde bekleme kentiydi. Ancak vize ve seyahat kısıtlılıkları nedeniyle bu nüfusun çoğu kentte birkaç yıl ikamet etmek zorunda kaldı. Şehre gelen mültecilerin önemli bir kısmını eli silahlı askerlerin oluşturması sebebiyle işgal yönetimi, asayişi korumak ve şehir merkezindeki yoğunluğu azaltmak amacıyla General Wrangel’e bağlı askeri birlikleri Gelibolu, Çatalca, Tuzla ve Selimiye Kışlası’ndaki ordugâhlara yönlendirdi. Gelibolu ordugâhı adete bir Rus askeri kentine dönüşürken İstanbul merkezinde kalan sivil mülteciler; Kızılhaç, Amerikan Yardım Heyeti ve Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemiyeti’nin kurduğu aşevleri ve revirleri ile şehirde hayata tutunmaya çalıştı. Eski subaylar ve memurlar Galata rıhtımında hamallık, sokaklarda ayakkabı boyacılığı ve seyyar satıcılık yaparken; kadınlar dükkanlarda tezgahtarlık, lokantalarda garsonluk ve terzilik gibi işlerde çalışmaya başladı. Beyaz Rusların gelişiyle İstanbul’un mekansal yapılanmasında ve kullanım alışkanlıklarında belirgin bir değişim yaşanmıştır. 


Beyaz Rusların önemli bir bölümü, işgal karargâhları ve yabancı elçiliklerin bulunduğu Pera ve Galata çevresine yerleşti. Şehre kısa sürede binlerce yeni insanın gelmesiyle birlikte barınma zorlaştı. Beyoğlu’ndaki konaklar ve geniş apartman daireleri ahşap bölmelerle küçük odalara ayrılarak kiraya verildi; ortak mutfak ve banyo kullanımı yaygınlaştı. Pasajlardaki boş dükkanlar ve bodrum katları da kısa sürede kiralanarak Beyoğlu sokaklarında Kiril harfli tabelalar belirdi; Rusça gazeteler, bültenler ve dergiler basılıp satılmaya başlandı. Böylece Beyoğlu, Beyaz Rusların yalnızca barındığı bir semt olmaktan çıkarak açılan yeni dükkânlar ve gündelik hayata taşınan farklı yaşam biçimleriyle kozmopolit yapısının daha da hareketlendiği bir yere dönüştü.


Dönüşümün en somut görüldüğü alanlardan biri gece hayatı ve eğlence sektörü oldu. Rus müzisyenler ve sanatçılar kentin eğlence hayatına yenilikler getirdi. Moskova’dan İstanbul’a  gelen Afro-Amerikan kökenli işletmeci Frederick Bruce Thomas’ın Taksim’de açtığı Maksim Gazinosu, kenti caz müziği, revü gösterileri ve foxtrot, charleston, tango gibi salon danslarıyla tanıştırdı. Dönemin ilanlarında “dancing” olarak geçen Maksim; dans pisti, orkestrası ve Amerikan barıyla Türkiye’deki ilk modern gece kulübü formatını oluşturdu. Maksim; müttefik personeli, yerli gayrimüslimler, Osmanlı aydınları ve mültecilerin bir araya geldiği bir mekan oldu. Kadın ve erkeklerin birlikte dans ettiği bu salonlar, kentin geleneksel eğlence kalıplarını dönüştürdü. Maksim Gazinosu, ilerleyen on yıllarda Cumhuriyet dönemi Türk gazino kültürünün de temelini oluşturdu.


Gece hayatındaki bu hareketlilik yeme-içme kültürüne de yansıdı. Beyoğlu’nda açılan Rejans, Petrograd Pastanesi, Turkuaz, Kievski ve Moskova Lokantası gibi yerler hem restoran hem de dönemin İstanbul entelektüellerinin buluştuğu mekanlar haline geldi. Bu mekanlar kente 24 saat açık işletme anlayışını da getirdi; özellikle Saray Sineması karşısındaki Petrograd Pastanesi’nin gece boyu açık kalması, İstanbul gecelerinin hareketlenmesine sebep oldu. O dönem açılan restoranlar arasında olan Rejans, Cumhuriyet döneminde Mustafa Kemal Atatürk’ün İstanbul’a geldiğinde sıkça uğradığı, yabancı konuklarını ve heyetlerini misafir ettiği bilinen yerlerden biridir. Masalarda beyaz örtü kullanımı, porselen servis kuralları restoran işletmeciliğinde standart oluşturdu. Borç çorbası, piroşki, kievski tavuk ve votka menülere girdi. Haşlanmış sebzeler ve mayonezle hazırlanan karışım “Rus salatası” adıyla mutfak pratiğine yerleşti. Pastacılık alanında ise milföy hamurlu Napolyon tatlısı ve Rus usulü tartlar tüketilmeye başlandı. 


Beyoğlu sokaklarına ve mekanlarına taşınan bir diğer yenilik ise çiçek satan genç Rus kadınları oldu. O tarihe kadar İstanbul’da çiçek satışı dükkânlarda veya mezarlık çevrelerinde erkek esnaf tarafından yürütülüyorken genç Rus kadınlarının akşam saatlerinde lokantaları, pastaneleri ve gazinoları dolaşarak hasır sepetlerden çiçek satması kente gelen yeni bir dönüşüm olmuştu. Hatta İstiklal Caddesi’ndeki Cité de Péra pasajı, Rus kadınların burada çiçek tezgahları açmasıyla birlikte bu yapı halk arasında  “Çiçek Pasajı” olarak anılmaya başladı ve günümüze de bu isimle ulaştı.


Kentsel yaşamdaki en belirgin değişimlerden biri deniz ve plaj kullanımında gerçekleşti. 1920’lere kadar İstanbul’da denize girmek, etrafı tahta perdelerle çevrili ve kadınlarla erkekler için ayrı bölümlere ayrılmış ahşap deniz hamamları ile sınırlıydı. Beyaz Ruslar ise bu kapalı alanlar yerine Florya, Moda Koyu, Caddebostan, Yeşilköy ve Büyükada sahillerinde doğrudan kıyıdan denize girmeyi tercih etti. Kadın ve erkeklerin aynı anda denize girdiği, kıyıda güneşlendiği modern plaj kullanımı bu şekilde başladı. Bu durum Cumhuriyet döneminde açılacak olan halk plajlarının temelini oluşturdu. 

Plaj kullanımıyla birlikte giyim kuşam ve sokak modasında değişimler yaşandı. Rahat kesimli elbiseler, diz altı pileli etekler, ince çoraplar ve omuzları açık modeller tercih edilmeye başlandı. Özellikle kısa kesilmiş “alagarson” saç modeli Rus kuaförler aracılığıyla yaygınlaştı. Beyoğlu’nda açılan şapka atölyeleri ve terziler yerli kadınların da uğrak noktası oldu; kloş şapkalar ve eldivenler gündelik giyime yerleşerek yenilik getirdi. Kadınların kamusal alandaki varlığı yalnızca giyim kuşam ve estetiksel görünüm ile sınırlı kalmayarak iş gücüne katılımı da etkiledi. O dönemde İstanbul’da kadınların hizmet sektöründe, özellikle karma alanlarda çalışması yaygın bir durum değildi. Beyaz Rus kadınlarının restoranlarda garsonluk yapması ve dükkân işletmesi kentin ticari hayatında yeni bir görünürlük yarattı. Bu yenilik, yerli kadınların da çalışma hayatına girmesine bir referans oldu.

1920-1930 yılları arasındaki bu dönem, yaklaşık 10 yıl sürmesine rağmen İstanbul’un kentsel ve gündelik yapısına kalıcı izler bıraktı. Deniz hamamlarından plajlara geçiş, Cité de Péra’nın Çiçek Pasajı’na dönüşmesi ve çiçekçi kızlar, caz kulüpleri, Maksim örneğinde görülen modern gazino anlayışı, Rejans ve 24 saat açık pastanelerle değişen yeme-içme düzeni, kadınların hizmet sektöründe yer alması ve konutların pansiyonlaşması; işgal döneminden modern kente geçişte İstanbul’un hafızasında yer eden temel dönüşümler olmuştur.


KAYNAKÇA

Akcan, E. (2018). İstanbul’da Beyaz Rus Mülteciler ve Şehrin Kültürel Dönüşümüne Katkıları. Marmara Türkiyat Araştırmaları Dergisi, 5(2), 115-138.

Altuncu, D. (2022). "1917 Bolşevik Devriminden Sonrasında İstanbul’a Göç Eden Beyaz Rusların Eğlence Kültürüne Etkileri: Maksim Gazinosu". Sosyologca, Sayı: 23, ss. 59-67.

Ar, B. (2019). "İşgal İstanbul’unun Kentsel Dönüşümünü Beyaz Ruslar Üzerinden Okumak". YILLIK: Annual of Istanbul Studies, Sayı: 1, ss. 101-122.

Gül, M. (2019). İşgal İstanbul’unda Eğlence Kültürü ve Gece Hayatının Dönüşümü (1918-1923). Cihannüma: Tarih ve Coğrafya Araştırmaları Dergisi, 5(1), 77-98.

Karadoğan, C. U. (2011). "İşgal Dönemi’nde İstanbul ve Gelibolu’daki Bolşevik Aleyhtarı Wrangel Ordusu". Bilig (Türk Dünyası Sosyal Bilimler Dergisi), Sayı: 57, ss. 135-157.

Tekin, S. & Haşimoğlu, M. (2025). "Rus İç Savaşı ve Beyaz Rus Göçü: Bir Geçiş Kenti Olarak İstanbul". Necmettin Erbakan Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi (JNEUSBF), Cilt: 7, Sayı: 1, ss. 110-125

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Nedir Bu Çerçeve Yasa? Dünden Bugüne - 2. Kısım

Geçtiğimiz hafta yayımlanan yazımın ardından pek çok olumlu dönüş aldım. Süreci geçmişten bugüne okumak, hepimizin hafızasını tazeleyip günümüzde yaşananlara ışık tutacak anlaşılan. Tüm geri dönüş yap

 
 
 
Bilmek Neyi Bilmektir?

Az sözle çok şey anlatabilmek, ifade kudretinin zirvesidir. Bizim güzel Yunus’umuz da o zirvenin en yüksek yerinde duranların başında gelir. Onun kimi mısraları vardır ki birkaç kelimenin içine sayfal

 
 
 
Var Olma Tepkisi

Son yıllarda sosyal medyada görüldüğü üzere yeni bir tanımlama var: Yeni Nesil İttihatçılık. Bu tanımlamayı incelemeden önce İttihatçılık esasen nedir onu incelemekte fayda olacağı kanaatindeyim. İtti

 
 
 

Yorumlar


1_edited.png

alacadergi.com Ekrem Topuz tarafından tasarlanmıştır.

bottom of page