top of page

"Adam Bizden Biri !" Ama Şehri Yönetebilir Mi?

"Bizim buralı mı?", "Bizi tanır mı?", "Adam bizden biri!"


Seçim zamanı yaklaştığında sokaklarda, kahvehanelerde ve evlerde bu sözleri fazlaca duyarız. Aslında bu cümleler, vaatlerden ve projelerden çok daha fazlasını anlatır. Seçmen için belediye başkanını seçmek sadece kimin daha iyi hizmet vereceğine karar vermek değil, kime daha çok güvendiğini ve kendini kime yakın hissettiğini seçmektir. 


Dürüst olmak gerekirse her adayın özgeçmişini, şehre dair planlarını veya hazırladığı karmaşık strateji raporlarını tek tek incelemek çok yorucu bir iştir. Bu noktada "bizden biri" etiketi analiz yorgunluğumuzu dindirir ve kestirmeden bir güven yolu oluşturur. Bu duygu bazen o kadar ağır basar ki işinin ehli bir uzmandan ziyade, bize yakın hissettiğimiz kişiye sadakat duymayı seçebiliriz. Sonucunda da şehirler, sadece kâğıt üstündeki projelerle değil; kurduğumuz bu duygusal bağlarla yönetilmeye başlanır. Aslında Yalova’da yapılan bir araştırma (Arı ve Yılmaz, 2015) sandık başındaki gerçeği çok net özetler: Seçmen, karşısında kusursuz projeleri olan soğuk bir 'uzman' yerine, kendisine benzeyen, kendisi gibi yaşayan birini görmek ister. Adayın projeleri ne kadar parlak olursa olsun, eğer o aday seçmene 'bizden biri' sıcaklığını hissettirmiyorsa mantıklı hesaplar yerini duygusal tercihlere bırakabilir. Peki, bu 'bizden biri' samimiyeti profesyonel bir şehir yönetimi için bir engel mi yoksa halkla kurulan en güçlü bağ mı? Gelin, bu görünmez bağların sırrını birlikte çözelim.


Kamu yönetimi derslerinde bizlere liyakat çok basit bir formülle anlatılır: İşi, o işi en iyi yapanına teslim etmektir. Yani doğru anahtarı doğru kilide takmak gibi… Diplomalar, sınavlar ve başarılar bu sistemin temelidir ancak yerel siyasetin o tozlu ve hareketli meydanlarına indiğimizde, karşımıza ders kitaplarında yazmayan devasa bir güç çıkar: Güven. Aslında bu durumun sosyolojik bir sebebi vardır. Vatandaş için liyakat (yani uzmanlık), çoğu zaman soyut ve uzak bir kavramdır. Uzmanlık, duvarda asılı duran ama dokunamadığınız bir diplomadır. Güven ise çok daha somuttur. Bir el sıkışma, bir selamlaşma ya da "aynı mahallenin çocuğu" olmaktır. Liyakat der ki: "Bu kişi bu işi teknik olarak en iyi şekilde yapar." Güven der ki: "Bu kişi hata yapsa bile benim derdimi anlar, kapısını çaldığımda beni geri çevirmez." İşte bu noktada, seçmen için "işinin ehli bir yabancı" yerine "bizden ama daha az uzman" olan birini seçmek daha güvenli bir liman gibi görünür. Arı ve Yılmaz’ın (2015) çalışmasında vurgulanan "Adaya Duyulan Güven", tam da bu noktada teknik yeterliliğin önüne geçer çünkü vatandaşa göre bir yöneticinin ne kadar bilgili olduğundan ziyade, ulaşılabilir olması ve aynı dili konuşması çok daha ağır basar. İnsan, bilinmezliğin yarattığı o tekinsiz boşlukta sığınacak güvenli bir liman bulma amacıyla içgüdüsel olarak tanınmış bir çehrenin izini sürer. Sistemin tıkır tıkır işlediği yerde tanığa gerek kalmaz. Belediyeler dijitalleşir ve her şeyi (ihalelerden başvurulara kadar) şeffaf bir şekilde internete taşırsa vatandaşın işini halletmek için araya birini sokma ihtiyacı bitebilir. Hizmetin herkese eşit ve kolay ulaştığı bir yerde, liyakat (uzmanlık) kendiliğinden sadakatin önüne geçer.


Üstelik sandık başında aslında hiçbir zaman tek başımıza değilizdir. Yanımızda ailemizin değerleri, hemşeri derneğimizin bağı ve komşularımızın beklentileri gibi görünmez bir sosyal çevre de her an bizimle beraberdir. Yalova örneğinde olduğu gibi, çevrenizdeki herkes bir adayı "bizim çocuk" diye sahiplenmişse onun yetersizliğini sorgulamak bazen kendi sosyal grubunuza ihanet etmek gibi hissettirebilir. Bu durum maalesef "işi bilenin" değil, "tanıdık olanın" yönetime gelmesine, yani kayırmacılığa zemin hazırlar. Sosyal sermaye dediğimiz bu bağ, adeta görünmez bir kredi kartı gibidir. Adayın projeleri yetersiz kalsa bile seçmen o "tanıdıklık" kredisiyle adaya yatırım yapmaya devam eder. Duygusal bağ o kadar güçlü kurulur ki, hizmet kalitesi düşse bile seçmen "bizden biri" dediği başkana sırtını dönmekte zorlanır. Bu körü körüne sadakat ise yerel yönetimlerde hesap sorma mekanizmasını zayıflatabilir. Oysa gerçek bir kamu yönetimi vizyonu; yöneticinin hem halkın içinden biri kadar samimi hem de bir uzman kadar ehil olmasını gerektirir. 


Peki, hem "bizden biri" hem de "işinin ehli" bir yönetim mümkün mü? Sokaktaki o sıcak samimiyet ile profesyonel yönetimi bir araya getirmek imkânsız değildir. Bu bir hayal değil, sadece bir bakış açısı değişikliğidir. Artık kökenlerimize değil, yaşadığımız şehre odaklanmamızı gerektirir. Siyaset sosyolojisi açısından bu, "Hangi şehirlisin?" sorusunu bırakıp "Bu kent için ne yapabiliriz?" sorusuna geçmektir. Mahalle meclislerinde söz sahibi olmak ve bütçeye dahil olmak, aidiyet duygumuzu bir kişiye değil, yaşadığımız kente bağlamamızı sağlar. Geleceğin yöneticileri için de işi bilmek artık bir tercih değil, zorunluluk. Arı ve Yılmaz’ın (2015) çalışmasında bahsettiği o "çevre baskısı", yani "bizimkine oy verelim" anlayışı, sorgulayan yeni nesille birlikte yıkılmaya başlar. Gençlerin yönetimde daha fazla yer alması, sadece tanıdık olduğu için değil, başarılı olduğu için desteklenen bir siyaset kültürünü başlatacaktır. Özellikle mülki idare ve yerel yönetimler üzerine çalışan yeni kuşak, eski "soğuk ve ulaşılamaz bürokrat" imajını yıkabilir. Bugünün başarılı yöneticileri hem yüksek lisanslı, yabancı dil bilen birer profesyonel hem de halkın derdini dinleyen birer kolaylaştırıcı olabilir. Yani ehliyet, samimiyetin önünde bir engel değil, onu daha verimli kılan bir araç haline gelir. Bir yöneticinin hem devletin vakarına sahip olup hem de bir esnafın çayını içebilmesi imkânsız bir "süper güç" değil doğru bir kamu yönetimi vizyonudur. Bu dengeyi kurmak, belki de en çok şu an bu sıralarda dirsek çürüten ve yarının idari mekanizmalarında görev alacak olanların elindedir.


Bir şehri sevmek, koltukta oturanda sadece kendi yansımamızı görmek değildir. Gerçek sadakat, adayın sizinle aynı dili konuşmasına değil; o şehrin geleceğine ne kadar hâkim olduğuna duyulan inançtır. Bir yöneticiyi sadece bizden olduğu için seçmek, şehri bir mahalleye hapsetmektir. Oysa gerçek sevgi, o şehre en iyi hizmeti verecek liyakate el vermektir. Belki de artık sandık başına gittiğimizde o soruyu sormanın vakti gelmiştir: Ben bugün bu sandıkta dünkü yansımamı mı arıyorum, yoksa yarınki hayalimi mi?


Kaynakça

Ayata, S. (1991). "Gecekondularda Kimlik Sorunu, Dayanışma Örgütleri ve Hemşehrilik"

Özdemir, G. (2013). "Tampon Mekanizmadan Siyasal Aktörlüğe Hemşehri Dernekleri"

Akgün, B. (2002). "Türkiye’de Seçmen Davranışı, Partiler Sistemi ve Siyasal Güven"

Turkish Studies Dergisi (2014)- "Yerel Seçimlerde Seçmen Davranışına Etki Eden Faktörler"

İzci, F. ve Yıldız, M. Ş. (2021). "Yönetimde Liyakat İlkesinin Siyasetnameler Çerçevesinden Analizi"

Uz, A. (2011). "Kamu Yönetiminde Liyakat Sistemi"

"Seçmen Oy Verme Davranışlarının Betimlenmesi İçin Bir Yapısal Eşitlik Model Önerisi: Yalova İli Mahalli İdareler Seçimi Örneği"

Pamukkale Üniversitesi Sosyo-Psikolojik Faktörlerin Seçmen Davranışlarına Etkileri: Pamukkale Üniversitesi Örneği

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Anadolu’da Kuvva Ruhunun Değerleri

Anadolu’da Kuvva Ruhunun Değerleri Anadolu; sadece havasıyla, doğasıyla veyahut bereketli toprakları ile önemli değildir. Jeopolitik konumu, tarihsel ve dinî önemi, üstünde yaşanan olaylar gibi birçok

 
 
 
Osmanlı Sarayında Bir Bayram Sabahı

Şüphesiz ki Osmanlı saraylarında askeri törenlerin yanı sıra dini törenlere de yer veriliyordu. Halkın bir ve beraber olmayı en çok hissettiği bu günlerde sarayın bu gibi mübarek günlerde yaptığı töre

 
 
 

1 Yorum


Ülkü Nur, gerçekten harika bir yazı olmuş, kalemine sağlık!

Yerel siyasetteki o "bizden biri" sıcaklığı ile liyakat arasındaki o bitmek bilmeyen çekişmeyi o kadar güzel anlatmışsın ki... Özellikle seçmenin "analiz yorgunluğu" yüzünden güveni liyakatin önünde bir sığınak olarak görmesi tespiti gerçekten çok vurucu ve doğru. Arı ve Yılmaz’ın 2015’teki Yalova çalışmasına yaptığın atıf da yazıya çok sağlam bir akademik zemin katmış, sadece bir gözlem değil, ayakları yere basan bir analiz olduğunu hissettiriyor.

Samimiyetin profesyonelliğe engel olmadığını, aksine onu nasıl besleyebileceğini gösteren o "yarınki hayal" vurgun hepimizin üzerine düşünmesi gereken bir nokta. Hem akademik derinliği olan hem de bu kadar akıcı okunabilen bir metin çıkarmak büyük başarı. Tebrik ederim!

Beğen
1_edited.png

alacadergi.com Ekrem Topuz tarafından tasarlanmıştır.

bottom of page