Türkü Hikayeleri: Ah Bir Ataş Ver
- Cansu Bartınlı

- 4 gün önce
- 2 dakikada okunur
“Uzun olur gemilerin direği, ah çatal olur efelerin yüreği…”
Bundan 73 sene önce, Gelibolu’da yaşayan iki gencin aşkıyla başlıyor hikayemiz… Güzeller güzeli genç kız, yeni mezun olmuş bahriyeli sevgilisini bekliyormuş heyecanla. Yağız delikanlı; elinde bir kutuyla, yüzünde bir hüzünle gelmiş. Güzel kız, sevgilisine endişeyle ne olduğunu sormuş. Genç delikanlı ona artık mezun olduğunu, işinin zor olduğunu, gidip de gelmeme ihtimalinin olduğunu anlatmış. Yüreği bedenine sığmayan genç kız da ona “Ben seni beklerim.” demiş. Bu tepkinin karşısında sevinçten havalara uçan delikanlı ona elindeki kutuyu vermiş. Merakla kutuyu açan genç kız bir el feneri ve el kitabıyla karşılaşmış. Delikanlı, kendisine şaşkınlıkla bakan güzel gözlere şöyle söylemiş: “Bu kitap mors alfabesi, fener de ben denizdeyken bana mors alfabesiyle mesaj göndermen için. Bunu iyice ezberle, öğren. Ben göreve çıktıktan sonra buradan geçeceğim zaman sana haber yollayacağım.” Genç kız sevgilisini dinleyip hemen çalışmalara başlamış, ailesinden gizli gece gündüz çalışmış ve alfabeyi öğrenmiş.
Genç delikanlı göreve çıkmış. Sevgilisine Gelibolu’dan geçeceği günün ve saatin haberini yollamış. Büyük gün gelip çatınca genç kız evinin denizi gören camına çıkmış ve sabırla sevgilisini beklemeye başlamış. Nihayet beklediği an gelmiş ve sevgilisinin denizaltısını görmüş. Hemen el feneriyle mesajı yollamaya başlamış: “Seni seviyorum.”
Denizaltındaki bir asker alelacele komutanının yanına koşmuş o sırada: “Komutanım, komutanım! Kıyıdan birisi mors alfabesiyle bir şeyler yazıyor!” Askerler bakmışlar ve mesajı çözmüşler. Komutan “Kime bu?” diye sormuş. Bizim delikanlı çıkmış: “Bana komutanım, izin verirseniz ben de el fenerimle ona mesaj yollayabilir miyim?” demiş. Komutan “Olmaz.” demiş. Delikanlı tam üzülecekken komutan “El feneriyle olmaz, geç denizaltının projektörüne!” demiş. Delikanlı hemen projektörle sevgilisine mesajını göndermiş: “Ben de seni.”
Bu hikaye askerler arasında bir efsane gibi dolaşır durur, kimse kız kimdir, oğlan kimdir bilmez…
Bir zaman sonra oğlan yine göreve gitmiş. Sevgilisine yine Gelibolu’dan geçeceği günün ve saatin haberini yollamış. Genç kıza; konvoy olacağını, kendisinin de ilk denizaltıda olacağını söylemiş. Genç kız yine büyük gün gelip çattığında penceresinde beklemeye başlamış…
Yağız delikanlının ve 87 yiğit askerimizin görev yaptığı Dumlupınar denizaltısı, İsveç donanmasına ait Nobuland ile 4 Nisan 1953 tarihinde çarpışmıştır. Çarpışma anından sonra sadece 22 askerimiz torpidoya saklanarak hayatta kalabilmiştir.
Sevgilisini bekleyen genç kız, konvoydaki ikinci denizaltıyı sevgilisinin denizaltısı sanarak ona mesajını yollamış: “Seni seviyorum.”
Bahri Kurt komutasındaki ikinci denizaltı mesajı görmüş. Efsanenin gerçek olduğunu büyük bir hayretle öğrenen askerler, komutanlarına durumu anlatmış. Bahri Kurt: “Bu kızın sevgilisi burada değil, belli ki kızımız denizaltılarını karıştırmış. Cevap alamazsa uyuyamaz, en iyisi biz ona cevap verelim.” demiş. Projektörle mesajı yollamışlar: “Ben de seni.”
Saatler sonra anlaşılır ki Dumlupınar batmıştır. Arama kurtarma çalışmaları başlamıştır fakat boşadır. Dumlupınar, yukarı telefon şamandırası fırlatmış ve onları kurtaracak kişilerle iletişime geçmişlerdir. Telefondan ses gelmiştir: “Gerekmedikçe konuşmayın, türkü söylemeyin ve sigara içmeyin.” Askerler biçare beklemeye başlamıştır. Saatler süren çalışmalar sonuçsuz kalmıştır. Denizaltı, dalgıçların inebileceği derinlikte değildir. O zamanın teknolojisinin Dumlupınar’ı kurtarmaya yetmesi imkansızdır. Ümitler tükendiğinde telefondan bir ses daha gelmiştir: “Rahatça konuşabilirsiniz, türkü söyleyebilirsiniz ve sigara içebilirsiniz.”
Saatler sonra kurtarma teknelerinden biri manevra yaparken telefon şamandırasını koparmıştır ve Dumlupınar’la iletişim tamamen kesilmiştir. Milli Savunma Bakanlığı arama kurtarma çalışmalarının durdurulduğunu açıklamıştır.
Kahraman askerlerimizden geriye de bu türkü kalmıştır. Bu vahim hadisenin 73. yıldönümünde kahraman askerlerimizi minnetle anıyoruz.
“Ah bir ataş ver cigaramı yakayım, sen salın gel ben boyuna bakayım…”
Kaynakça
turkudostları.net (akt. Akın, Sunay)




Yorumlar