Suça Sürüklenen Çocuklar Politik Süreçlerden Bağımsız Değerlendirilebilir mi?
- EKREM TOPUZ

- 9 Eyl 2025
- 4 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 10 Eyl 2025
“Suçların işlenmesini engelleyen husus, cezaların şiddeti değil, kesin oluşlarıdır; bu nedenle, “mutedil bir cezanın muhakkak tatbik edileceği korkusu, tatbikinden kaçınmak ümidini veren şiddetli bir cezadan daima müessir olmuştur. Felaketler ne kadar hafif olursa olsun, muhakkak olunca, insan oğullarını korkutur”. “Suçlulara işledikleri suçlarını bağışlamak ve böylece her suçu cezanın takip etmeyeceğini göstermek demek, vatandaşlarda cezasız kalmak ümidini uyandırmak ve dolayısıyla affa nail olmayanlara tatbik edilen cezanın adaletin zaruretinden ziyade, zulüm ve zorbalığın eseri olduğu kanaatini yaratmak demektir”
Cesare Beccaria
Gün geçtikçe distopik manzara halini alan ülkemiz dün sabah korkunç bir manzara ile uyandı. İki emniyet mensubunun 16 yaşındaki bir saldırgan tarafından şehit edilmesi “Suça sürüklenen çocuklar” tartışmasını tekrardan kamuoyuna taşıdı. 14 yaşındaki Mattia Ahmet Minguzzi'nin akranları tarafından bıçaklanarak öldürülmesi Türk kamuoyunda suça sürüklenen çocuklar ve bu konudaki yasal düzenlemeleri konusunu gündeme getirmişti.
18 yaş altındaki suç işleyen faillerin “Suça sürüklenen çocuklar” adı altında ceza sorumluluğunu azaltan uygulamalar belli ki toplumsal huzuru sağlamakta ve kamu düzenini korumakta yeterli olmuyor. Çünkü “Suça Sürüklenen Çocuklar” sorunu TÜİK'e göre 2023'e kıyasla güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocukların karıştığı olay sayısı yüzde 9,8 oranında artarak 612 bin 651 oldu. Üstelik sadece “çocuklarda” değil yetişkin suç oranlarında da ciddi bir artış var. Türkiye'de hem niceliksel hem de niteliksel olarak suç oranlarında bir yükseliş olduğuna işaret eden Dr. Berat Dağ’a göre, Türkiye’de 2011–2020 arasında cezaevine giren kişi sayısı 128.253’ten 266.831’e yükselmiş ve bu, suç oranlarında %108 artış anlamına gelmektedir. Türkiye’de hukuki yaptırımların caydırıcılığı tartışma konusuyken diğer yandan aflar ve infaz düzenlemeriyle dışarı çıkan yüzlerce suçlu kamu güvenliğini tehlikeye atarken anayasal haklarını kullanmak isteyen gençlerin maruz kaldığı olaylar toplumun adalete olan güvenini sarsıyor.
Suç İşlemenin Cazipliği: Hukuki Caydırıcılık
TCK madde 31’e göre, 12 yaşını doldurmamış çocukların ceza sorumluluğu yoktur. Ancak çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanır. 12–15 yaş arası (algılama yeteneği varsa): Verilecek ceza yarı oranında indirilir. 15–18 yaş arası: Verilecek ceza üçte bir oranında indirilir. Ayrıca, çocuklara hapis cezası verildiğinde bu ceza çoğunlukla çocuk cezaevlerinde infaz edilir, koşullu salıverilme ve alternatif yaptırımlardan yararlanma imkanları daha fazladır.
Gerçekten, 16 yaşında elinde pompalı tüfekle cinayet işleyen birinin aldığı ceza ile 19 yaşında aynı suçu işleyen bireyin aldığı cezada kanunî azaltma hâli nasıl bir çifte standarttır? Evet, böyle bir soruyu sormak en temel refleksimizdir. Fakat bu soru, sorunların çözümü için sadece bir başlangıçtır. Elbette “Suça Sürüklenen Çocuklar” konusu politik süreçlerden bağımsız değildir. Bu yüzden konunun detayına; sosyo-ekonomik ve kültürel sebeplerine inmeli, müsebbiplerini bulmalıyız.
2-)Balçova Olayı Neyi Gösteriyor? Silaha Ulaşım,Tarikat, Cemaat ve Ekonomik Darboğaz.
İzmir Balçova’da polis karakoluna pompalı tüfekle saldırıda bulunan 16 yaşındaki lise öğrencisi E.B., eğer aynı suçu 19 yaşında işlemiş olsaydı müebbet hapis cezası alabilirdi. Ancak 16 yaşında işlediği suçun karşılığındaki ceza, kanunda 12 ile 25 yıl arası olarak belirtilmiş. Kanunî indirim uygulanmamış hâli bile oldukça ağır olan bu ceza, indirimler ve olası af ya da koşullu salıverme ihtimalleriyle birlikte infaz açısından hafif kalabilmektedir. Bu durum, akıl sağlığımızı korumakta zorlandığımız ve Türk adalet sisteminin geldiği son noktayı gösteren küçük bir manzaradır. Fakat bugün biraz daha derine inelim ve bu olayın sosyal ve siyasal sebeplerine bakalım.
Silaha Ulaşım
Boğaziçi Üniversitesi’nde 15 yaşındaki Hilal Özdemir, 30 Ağustos’ta silahla katledilmişti. Bir gün sonra 16 yaşındaki Hira Aygar, Mersin’de yine silahla katledildi. Şimdi ise iki emniyet kuvvetimiz yine silah kullanılarak şehit edildi. Peki, dışarıda hayatlarımızı birkaç saniye içerisinde alacak kaç silah var? Umut Vakfı’nın rakamlarına göre, Türkiye'de 30 milyonun üzerinde ruhsatsız silah bulunuyor. Neredeyse her iki kişiden biri silahlı şekilde kaldırımda yanımızdan geçiyor. Akıl alır gibi değil!
Tarikat, Cemaat ve Ekonomik Darboğaz.
16 yaşındaki saldırgan bunu hangi motivasyonla yaptı? “Hepimize 'sizler kafirsiniz' diyordu. Radikalleşmişti. Namaz kılıyordu sürekli.” Ailesinden aktarılan bu ifadelerden anlaşılacağı üzere, saldırganın selefi grupların ürettiği mesajların etkisinde kaldığı görülüyor. Türkiye’deki bu tarz irticai faaliyetlerin temeline indiğimizde ise sosyo-ekonomik ve kültürel faktörlerin yattığını görüyoruz.
Birçok akademik çalışma ve tez, düşük eğitim düzeyinin tarikat ve cemaatlere katılımı veya kolektif dindarlık türlerini artırdığını gösteriyor. Tarikat ve cemaatler, sundukları toplumsal destek, barınma, burs ve iş imkânları sayesinde düşük gelirli gruplar arasında daha yoğun katılım sağlıyor. Orta sınıf ise, ekonomik ağlar ve fırsatlar aracılığıyla cemaatlerle ilişki kuruyor; burada motivasyon daha çok sosyal sermaye ve fırsat elde etmek. Kırsaldan kente göç edenler ise sosyal dayanışma arayışıyla özellikle gecekondu ve kenar mahallelerde tarikat ve cemaat ağlarına yöneliyor. Artan ekonomik darboğaz ve sosyo-ekonomik seviyeleri düşük, Modern Türkiye Cumhuriyeti’nin ideal vatandaş portresinden uzak, toplum dinamiklerine uyum sağlayamayan milyonlarca göçmenin ülkeye alınması ise bu sürece ivme kazandıracağı yönünde endişeleri artırıyor.
Türkiye’deki cemaat ve tarikatların Sünni-Müslüman kimliği dolayısı ile, selefi grupların izlediği yol ve yöntemlerden ayrı değerlendirmek lazım olduğunu dile getirelim. Lakin ortak noktalarının çoğunlukla müşterek olduğu söylenebilir. Başta insanlık değerleri olmak üzere Cumhuriyet değerlerini tümden bir tehdit olarak gören radikal İslamcı grupların gün geçtikçe ülkemizde artması toplum sağlığı ve kamu düzeni üzerinde ciddi bir tehlikeye yaratıyor.
Eğitimden Kopuk Bir Nesil.
Türkiye Cumhuriyeti halen kendi evlatlarına Cumhuriyet devrimlerini ve değerlerini aşılayabilmiş değildir. İrtica ile mücadelenin, halkı bilinçlendirmenin, nüfusu daha nitelikli hale getirmenin yolu eğitimden geçmekteyken son yıllarda Türkiye’deki eğitim kalitesinin düşmesi ve artan ekonomik kriz, okul yaşındaki çocukların sıralarından ve kitaplarından uzaklaşmasına sebep oluyor. Veli-Der'in hazırladığı rapora göre en yaygın okul terki, ortaokul sonrası liselere geçişte yaşanmaktadır. Rapor, okullarından ayrılan lise çağındaki öğrenci sayısı 2 milyon 9 bin 480’e ulaştığını belirtmektedir. Sonra bu çocuklara ne mi oluyor? Kendisini ifade etmekten ve savunmaktan uzak, kendi kültürel değerlerine yabancı bireyler olarak tarikat, cemaat ya da benzeri grupların tuzağına düşüyor, etkisinde kalıyor. Buna karşın Cumhuriyet devrimlerini ve o devrimlerin kazandırdığı yurttaş olma ve muasır medeniyetler seviyesine ulaşma ülküsü anlatılmadığı aklın yolunun dogmalar ile kapatıldığı eğitim sistemin de benzer zihinler üreteceği tahmin etmesi zor bir öngörü değildir.
Ne mi bekliyoruz?
Çok şey istemiyoruz! Suçluların caydırıcı cezalar almasını, terörist ve sempatizanlarının cezalarını çekmesini, Cumhuriyet ve Atatürk değerleriyle harmanlanmış çağdaş bir eğitim sistemi, rasyonel ekonomi politikaları, bağımsız hukuk sistemi…
Yani yaşanabilir bir Türkiye!




Yorumlar