Hangi Cumhuriyet'i Kutluyoruz?
"Cumhuriyet" kelimesi bize Arapça "cumhur" kelimesinden geçmiştir. "Cumhur", toplu halde bulunan halk demektir. "Cumhuri" ise cumhura, yani "millete, halka mahsus". "Cumhuriyet" işte bu "cumhuri"den türetilmiş bir isimdir. Dolayısıyla etimolojik olarak cumhuriyet "halka mahsus şey", "halka ait olan şey" demektir. O hâlde yine etimolojik olarak, devlet şekli anlamında "cumhuriyet"i, “halka ait olan devlet" diye tanımlayabiliriz.
Cumhuriyet kelime anlamı genel olarak “halka ait olan” olsa da herkesin cumhuriyet anlayışı farklıdır. Örneğin cumhuriyeti numaralandıranlar veyahut baskıcı yönetimleri için vitrinde bir araç olarak kullananlar vardır. Oysa cumhuriyet, birkaç siyasi sloganın arkasına sığınılarak sahiplenilebilecek ya da yalnızca kâğıt üzerinde varlığıyla anlam kazanacak bir kavram değildir.
Cumhuriyet, her şeyden önce bir yurttaşlık bilincidir; bireyin kendisini devletin karşısında bir tebaa olarak değil, devletin gerçek sahibi ve egemenliğin asli unsuru olarak görmesidir. Yurttaş olmak yalnızca vatandaşlık haklarından yararlanmak değil; o hakların, özgürlüklerin ve ortak yaşamın sorumluluğunu da üstlenmektir. Yurttaşlığı temel alan bir cumhuriyette ise yurttaşların cumhuriyetin bekçisi olması çok doğaldır.
Yurttaşlığı millet olma bilincine bağlamak, cumhuriyete bağlı olan halkın aynı zamanda birbirine de bağlı olmasına sebep olmaktadır. Burada sadece halk olmaktan öte millet olma hususu önemlidir. Kısaca millet; ortak bir dil, kültür, tarih ve genellikle ortak bir toprak parçasında yaşayan, kendisini siyasi olarak bir bütün gören, geçmişte yaşamış, günümüzde yaşayan ve gelecekte doğacak olan insan topluluğudur. Halk ise belirli bir ülke veya coğrafyada şu anda bir arada yaşayan insan topluluklarıdır.
Millet olabilmiş toplumlar, kendilerine ait yönetim biçimi olan cumhuriyetin faziletlerinden daha iyi yararlanabilirler. Millet olamamış cumhuriyetlerin ise tarihsel süreçte ne olduğu açıkça ortadadır; örneğin Yugoslavya, Irak, Suriye, Lübnan. Bu ülkeler etnik, dini, mezhepsel ve kültürel ayrımlar sebebiyle acı olaylar yaşayarak ayrılmış yahut bu acı halen devam etmektedir. Hatta bazılarında bu ayrımların anayasal hükümlerde yer alması ise zaten küresel emperyalistlerin müdahalesine açık olan sosyolojik yapıyı mevzuatlarla da pekiştirmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin bu coğrafyada yıllardan bu yana bunca hasara, saldırıya ve krize rağmen ayakta kalmasının en büyük sebeplerinden biri, 1924 Anayasası’nın millî, üniter ve laik yapısıdır. Bu üç kavram, anayasamızın temel mayasını oluşturmakla beraber bu topraklarda ayakta duran cumhuriyetimizin ana kolonlarıdır. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Büyük Kurtarıcı ve Kurucu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün tanımladığı Türk milleti kavramı ise Türk milletinin ayrıştırılması zehrinin en büyük panzehridir. “Türkiyelilik” adı altında etnik ayrımcılıkların sözcülüğünü yapanlar büyük bir çarpıtmanın içindedir. Kuruluş mayası ve ilkeleri her şeyi açıkça ortaya koymaktadır.
1924 Anayasası'nın 88. maddesinde millet, "Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle (Türk) ıtlak olunur" diye tanımlanır.
Atatürk de 1930'da Vatandaş İçin Medeni Bilgiler kitabında milleti, "Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir" diye tanımlar.
Bugün bebek katilinin ortaya attığı "demokratik cumhuriyet" söylemi üzerinden etnikçilerin cumhuriyet kavramını yeniden yorumlamaya çalışması da üzerinde durulması gereken bir meseledir. Cumhuriyet'in demokratik niteliği, yeni siyasi kavramlar üreterek veya mevcut devlet ve millet anlayışını tartışmaya açarak değil; egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu ilkesini, hukuk devletini ve yurttaşlığı esas alarak güçlendirilebilir.
Burada dikkat edilmesi gereken hususlardan biri de yurttaşlığın tanımlanmasıdır. Zaten hukuk önünde eşitliğin kavramsallaşmış hâli olan vatandaşlık ve yurttaşlık kavramlarının önüne "eşitlik" koyup kendini sözde demokratlara beğendirmeye çalışanların asıl amacı; yurttaşların eşitliğini etnik, mezhepsel ve kültürel unsurlara bölmektir. Nihayetinde cumhuriyetin temelini oluşturan millî egemenlik, herhangi bir kişi, örgüt ya da siyasi yapının pazarlık konusu yapabileceği bir değer değildir. AYM nezdinde de bu tanımlarla ilgili kararlar mevcuttur.
1982 Anayasası'nın Başlangıç bölümünde "Atatürk'ün belirlediği millîyetçilik anlayışı", 2. maddesinde "Atatürk millîyetçiliği", 42. maddesinde "Atatürk ilkeleri" ve 134. maddesinde "Atatürkçü düşünce" sözcüklerine yer verilerek çağdaş millîyetçilik anlayışı yansıtılmaktadır. Bu anlayış ayrımcı ve ırkçı değil; Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türk milletini oluşturan bireylerin, kökenleri ne olursa olsun Devlet yönünden tartışmasız eşitliğini, içtenlikli birliğini ve birlikte yaşama istencini, başka uluslara karşıtlığı değil dostluk ilişkilerini, içte ve dışta barışla iyi gelenekleri koruyup güçlendirme çabalarını, herkesi barındıran topraklara birlikte sahip çıkma bilincini içeren çağdaş bir olgudur. Kökeni ne olursa olsun, ulus içinde herkes ayrımsız biçimde yer almakta, ulusun birliği olgusu böylece somutlaşmaktadır. Ulus, tarihsel ve sosyal gelişmenin yarattığı birlikte yaşama olgusudur. Irk gibi antropolojik ve filolojik niteliklere dayanan dar bir kavram da değildir. (Anayasa Mahkemesi, 14 Şubat 1997 Tarih ve E.1996/2 (Parti Kapatma), K.1997/1 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı34, Cilt 2, s.747 (Emek Partisi Davası).
Değerli hocam Prof. Dr. Barış Doster’e göre Atatürk’ün kafasındaki Cumhuriyet; milli iradeyle, milli egemenlikle, meşruiyetle ve demokrasiyle özdeştir. Özgürlükle, hakla, hukukla, kuvvetler ayrılığıyla ve yurttaşın katılımıyla özdeştir. Yöneticilerin hesap vermesiyle özdeştir. Halkçılıkla, kamuculukla, ulusal kimlikle, yurttaşlık bilinciyle ve yurttaşların eşitliğiyle özdeştir. Aydınlanmayla, tam bağımsızlıkla ve muasır medeniyetle özdeştir.
Günümüz Türkiye'sinde cumhuriyetin anlamını yeniden düşünmek belki de her zamankinden daha önemlidir; çünkü cumhuriyet yalnızca geçmişte kazanılmış bir zaferin hatırası değil, aynı zamanda bugünün siyasi iktidarlarına, kurumlarına ve yurttaşlarına yüklediği sorumlulukları olan canlı bir hukuk ve yönetim düzenidir. Bir ülkede seçimlerin yapılması tek başına cumhuriyetin bütün gereklerinin yerine getirildiği anlamına gelmez; yurttaşın iradesi özgür değilse, hukuk karşısında herkes eşit değilse ve devlet kurumları kişilerin ya da zümrelerin çıkarlarına göre şekilleniyorsa cumhuriyetin yalnızca adından söz etmek yeterli olmayacaktır.
Unutmamak gerekir ki cumhuriyet, bir kişinin, bir partinin ya da belirli bir siyasi dönemin mülkü değildir. Onu korumak, yalnızca belirli günlerde bayrak asmak ve törenlere katılmakla sınırlı bir görev de değildir. Cumhuriyet; haklarına sahip çıkan, ülkesinin geleceğine kayıtsız kalmayan, ortak değerlerini koruyan ve gerektiğinde yönetenleri sorgulayabilen yurttaşlarla yaşar.
Bugün ise cumhuriyetimize daha çok sahip çıkmalıyız; çünkü cumhuriyet bizi uçurumun kenarından aldı, muasır medeniyetler seviyesine ulaşmamız için bir ışık oldu. Anadolu’da sarışın kurdun önderliğindeki kurtuluş ruhu, kuruluş felsefemizin mayasını oluşturdu; küresel emperyalistlerin oyunları bozuldu, kompradorlaşmış yöneticilerin eli ayağı bağlandı. Çünkü cumhuriyet sadece ve sadece Türk milletinindir; bundandır ki Türk milleti cumhuriyetine sahip çıkmalıdır.
Büyük Kurtarıcı, Türk gençliğine şu görevi vermiştir: “Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır.” İşte bugün Türk milleti ve Türk gençliği tekrardan görevinin başındadır; numaracı cumhuriyetçilere, karşı devrimcilere ve elindeki kanı “demokratik cumhuriyet” safsatasıyla aklamaya çalışan etnikçilere karşı daha gür bir sesle “Cumhuriyet, Atatürk Cumhuriyeti” demelidir.
Cumhuriyet denince akla gelen en önemli isimlerden biri bizlerin cumhuriyet ateşini alevlendiren rahmetli Nihat Genç’tir. Onun şu sözleri ile yazıma son vermek istiyorum:
“Mücadele etmenin neşesi, kavga etmenin neşesi, eyvallahsız olmanın neşesi, geri adım atmamanın neşesi, paraya pula tevessül etmemenin neşesi, yoldan geri dönmemenin büyük bir neşesi. Böyle üç kuruşluk adamlara mı boyun eğeceğim, kimseye efendim olmam demenin neşesi hepinizin içinde olsun. Bizim içimizde böyle bir cumhuriyet neşesi var, gerçekten yaşasın cumhuriyet!”
Cumhuriyeti bu çıkmazlardan tekrardan aydınlığa çıkaracak olan yine kendi çocuklarıdır. Daha gür bir sesle gerçekten yaşasın cumhuriyet, yaşasın Atatürk Cumhuriyeti!
KAYNAKÇA
Prof. Dr. Kemal Gözler, Hukuk Açısından Monarşi ve Cumhuriyet Kavramlarının Tanımı Sorunu, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi. 54-1
Kemal Gözler, "Devletin Bir Unsuru Olarak 'Millet' Kavramı", Türkiye Günlüğü, Sayı 64, Kış 2001, s.108-123. (www.anayasa.gen.tr/millet.htm; 1.5.2004).


Yorumlar