top of page

Atlantik’e mi Bağlı Bağımsızlık?

Türkiye'nin Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) ile olan yetmiş yılı aşkın ilişkisi, ülkenin hem dış politikasını hem de iç siyasi dinamiklerini şekillendiren en önemli unsurlardan biri olmuştur. 


NATO, bu tarihte 12 kurucu ülke (Belçika, Kanada, Danimarka, Fransa, İzlanda, İtalya, Lüksemburg, Hollanda, Norveç, Portekiz, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri) tarafından imzalanan Kuzey Atlantik Antlaşması'na dayanarak kurulmuştur. İttifakın temel amacı, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Sovyetler Birliği'nden gelebilecek yayılmacı tehditlere karşı ortak bir savunma kalkanı oluşturmaktır. Örgütün merkezi Belçika'nın başkenti Brüksel'de yer almakta olup günümüzde üye sayısı 32'ye ulaşmıştır. İttifakın hukuki ve askeri omurgasını antlaşmanın ünlü 5. Maddesi oluşturmaktadır. Bu maddeye göre, üye ülkelerden herhangi birine yapılacak askeri bir saldırı, tüm üye ülkelere yapılmış bir saldırı olarak kabul edilir ve kolektif savunma mekanizmasını harekete geçirir.


Türkiye ve NATO


İkinci Dünya Savaşı'nın ardından Sovyetler Birliği’nin Türkiye’den toprak ve boğazlarda üs talep etmesi üzerine Batı Blokuna yaklaşan Türkiye, Yunanistan ile eş zamanlı olarak 18 Şubat 1952'de NATO'ya resmen katılmıştır. Türkiye'nin ittifaka kabul edilmesinde, 1950 - 1953 yılları arasında gerçekleşen Kore Savaşı'na askeri birlik göndermesi ve burada gösterdiği üstün başarı kritik bir dönüm noktası olmuştur.


Türkiye, Avrupa, Asya ve Orta Doğu'nun kesişim noktasındaki stratejik coğrafyası, İstanbul ve Çanakkale boğazlarının kontrolünü elinde bulundurması ve Karadeniz ile Akdeniz’deki dengeler açısından NATO'nun doğu kanadının güvenliğinde hayati bir kale niteliğindedir. Askeri insan gücü bakımından Türkiye, ABD'den sonra ittifakın en büyük ikinci ordusuna sahiptir. Bu doğrultuda İzmir, NATO Müttefik Kara Komutanlığı’na (LANDCOM) ev sahipliği yapmaktadır. Ayrıca Balkanlar (Kosova, Bosna-Hersek), Afganistan, Akdeniz ve Baltık bölgelerindeki barışı koruma operasyonlarına aktif destek sağlamıştır.


NATO ile 70’lerdeki olaylara giden Türk siyaseti


1968 Kuşağı, Anti-Emperyalist Hareket ve 6. Filo Protestoları: NATO üyeliği ve Amerikan askeri varlığı, Türkiye’den sol fraksiyonlar ve 1968 kuşağı gençlik hareketleri tarafından ülkenin tam bağımsızlığına indirilmiş bir darbe olarak nitelendirilmiştir. Bu muhalefetin en sembolik dışavurumu 6. Filo protestolarıdır. ABD'nin Akdeniz'deki gücü olan 6. Filo'ya ait gemilerin Türkiye limanlarını ziyareti, solcu öğrenciler tarafından bir işgal girişimi olarak görülmüştür.

Amerikan askerlerinin Dolmabahçe’de denize dökülmesiyle zirveye ulaşan bu eylemler, ABD'nin 1967 Arap-İsrail Savaşı'ndaki İsrail yanlısı tutumu, Vietnam Savaşı ve Türkiye'deki Amerikan firmalarında çalışan Türk işçilerin grevlerine yönelik olumsuz yaklaşımlarla beslenmiştir. Devrimci gençler, bu süreci "ikinci bir istiklal savaşı" olarak tanımlamışlardır.


16 Şubat 1969 "Kanlı Pazar" Olayı: 6. Filo gemilerinin yeniden İstanbul'a gelmesi üzerine solcu öğrenciler Beyazıt’tan Taksim’e "Emperyalizme ve Sömürgeciliğe Karşı İşçi ve Gençlik Yürüyüşü" düzenlemiştir. Ancak Komünizmle Mücadele Dernekleri ve sağ görüşlü sivil gruplar, bazı sağcı gazetelerin "cihat" çağrılarının da etkisiyle Taksim Meydanı'nda toplanmıştır. Yürüyüş kolu meydana girdiğinde yaşanan taşlı, sopalı ve bıçaklı saldırılarda Ali Turgut Aytaç ve Duran Erdoğan isimli iki solcu genç hayatını kaybetmiş, yüzlerce kişi yaralanmıştır. Tarihe "Kanlı Pazar" olarak geçen bu olay, 1970'li yıllardaki silahlı sağ-sol çatışmalarının ilk büyük provası olmuştur.


Gladio Yapılanması, Seferberlik Tetkik Kurulu ve Kontrgerilla İddiaları: Soğuk Savaş konsepti çerçevesinde NATO bünyesinde üye ülkelerde olası bir Sovyet işgaline karşı yeraltı direniş ağları (Gladio) kurulmuştur. Türkiye’den bu doğrultuda faaliyete geçen Seferberlik Tetkik Kurulu (sonraki adıyla Özel Harp Dairesi), kamuoyunda "Kontrgerilla" olarak anılmıştır. Bu yapıların, 1960, 1971 ve 1980 askeri darbelerine zemin hazırlamak, sol hareketleri baskılamak ve toplumsal kutuplaşmayı derinleştirmek amacıyla 6-7 Eylül Olayları (1955), Kanlı Pazar (1969) ve Maraş Katliamı (1978) gibi provokasyonlarda rol oynadığı iddia edilmektedir. Bu olaylar esasında Türk milletini; ideolojik, etnik, mezhepsel vb. yönlerden parçalanması ve toplumsal çatışma çıkması için tertiplenen olayların olduğu çokça konuşulur. 12 Eylül’den sonra ise bölücü terör örgütünün eylemlerine hız vermesi ve ABD-NATO destekli olduğu iddiası dün olduğu gibi bugün de çokça dile getirilmektedir. Buradan da anlaşılacağı üzere Türkiye Cumhuriyeti’ni yıpratmak ve parçalamak ile Türk milletini küresel planlarla bölme operasyonlarında NATO çokça tartışma konusu olmuştur.


Yaşanan Diplomatik Krizler


Türkiye NATO’ya girdiğinden bu yana birçok krizle baş başa kalmıştır. En önemlileri; 1954 NATO SOFA (Kuvvetler Statüsü) Antlaşması, 1962 Küba Füze Krizi ve Jüpiter Füzeleri, 1964 Johnson Mektubu Krizi, 1974 - 1978 Kıbrıs Barış Harekâtı ve ABD Silah Ambargosu, 1992 Muavenet Zırhlısı Olayı, 2003 Süleymaniye (Çuval) Krizi, 2011’den sonra Suriye İç Savaşı, Hava Savunma Sistemleri ve Patriot Krizleri, 2017 Norveç Trident Javelin Tatbikatı Rezaleti, 2022-2024 İsveç ve Finlandiya’nın Üyelik Süreçleri ile "Veto" Krizi. Türkiye’nin NATO’ya girmesinden sonra yaşanan bu diplomatik krizler en büyük eleştiri olan bağımsızlığı haklı olarak gündeme getirmektedir. 


İncirlik ve Kürecik Üsleri


Adana’da yer alan İncirlik Hava Üssü, NATO'nun "nükleer paylaşım" politikası gereği mülkiyeti ABD'ye ait olan B61 tipi nükleer yer çekimi bombalarına ev sahipliği yapmaktadır. Anti-NATO argümanlar, bu nükleer varlığın Türkiye'yi olası bir küresel savaşta doğrudan öncelikli hedef haline getirdiğini savunmaktadır. Üs, tarihsel süreçte 1958 Lübnan Krizi, 1991 Körfez Savaşı ve 2003 Irak'ın İşgali gibi dönemlerde ABD tarafından Ortadoğu operasyonlarında aktif olarak kullanılmış ve tam bağımsızlık ilkesi çerçevesinde sürekli tartışma konusu olmuştur.


Malatya’nın Akçadağ ilçesinde bulunan Kürecik tesisi, Soğuk Savaş dönemindeki işlevinin ardından 2012 yılında NATO’nun Füze Savunma Sistemi kapsamında modernize edilerek AN/TPY-2 erken uyarı radarı ile donatılmıştır. Üsse yönelik en büyük eleştiri, bu radarın topladığı anlık istihbarat verilerinin NATO ağları ve ABD aracılığıyla dolaylı olarak İsrail’in hava savunma sistemine (Demir Kubbe) aktarıldığı iddiasıdır. Komutası doğrudan Almanya’daki Ramstein NATO Hava Üssü’nde olan bu tesis, ulusal egemenlik ihlali ve bölge politikalarında emperyalist müdahalelerin bir parçası olmakla eleştirilmektedir.


Son günlerde ise bir kolordu ve deniz üssü tartışmaları gündemde. NATO’nun Türkiye’yi dışarıdan kuşattığı gibi içeriden de kuşatacağına yönelik iddiaları güçlendiren bir durum. Geçmişte ve günümüzde yaşanan bu olaylar NATO hakkındaki emperyalizmin Atlantik kanadı olduğu yönündeki iddiaları somutlaştırdığı söylenebilir. Bu coğrafyadaki ABD ve NATO üs yoğunluğuna dikkat edince Arap Baharı, Ukrayna-Rusya Savaşı ve son yaşanan İran Savaşı’nda da bağımsızlık problemleri sadece Türkiye için değil tüm coğrafya için gündemdedir ve dikkatle takip edilmelidir. 


Sonuç


Tarihsel kronoloji ve somut krizler incelendiğinde, NATO üyeliğinin Türkiye'ye sağladığı askeri caydırıcılığın yanı sıra; egemenlik kısıtlamaları, iç siyasi istikrarsızlıklar ve bölgesel bağımlılık ilişkileri yarattığı görülmektedir. İncirlik ve Kürecik gibi üslerin statüsü, tam bağımsız bir Türkiye vizyonu doğrultusunda güncelliğini koruyan en önemli milli güvenlik tartışması olmaya devam etmektedir. Öncesinde yaşanan krizlerde de görüldüğü üzere NATO’nun bir bağımsızlık sorunu yarattığı ortadadır. NATO’dan çıkılmalı mı tartışması ise başka bir pencereden bakmayı gerektirmektedir. Bölgede yaşanan istikrarsızlıklar ve sıcak çatışmaların yarattığı tehlikelerde NATO irdelenmeli ve Türkiye için, tam bağımsız Türkiye için yetkili ve yetkin kişilerin kararı mühimdir. Pragmatist yaklaşımlar ile tam bağımsızlığı öne alan ilkelerin olduğu fikirler ele alınarak büyük kurtarıcı ve kurucu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün mirası olan Türkiye Cumhuriyeti’ni Türk milletinin bütünlüğü ile huzur ve barış içinde yaşatacak hariciye politikaları ivedilikle şarttır. 


7-8 Temmuz 2026 tarihinde yapılacak NATO zirvesi için yapılan hazırlıklar ise bir başka tartışmaları gündeme getirmiştir. Ankara’da yapılan hummalı çalışmalarda Ankara’da yıllardır yaşanan sorunların bir kısmının son 1 aydır giderildiği görülmekte ve duyulmaktadır. Ankara halkının muzdarip olduğu bu sorunların giderilmesi için NATO zirvesi mi gerekliydi?


Nihai olarak şu görülmektedir ki NATO var olduğu sürece gelecekte de birçok tartışmanın odağı olacağa benzemektedir. Bağımsızlığını Britanya’dan veyahut Atlantik’ten ısmarlama ile değil de Anadolu’nun bağrında kan ile alan büyük Türk milleti bu bilinç ile bakmalıdır. İdeolojik olarak hangi perspektiften bakılırsa bakılsın göbek bağı dışarıya bağlı olanlar belirli operasyonlar için birer piyondur. Bağımsızlığı bu şekilde değerlendiren, göbek bağı Anadolu’da olan bütün samimi vatanseverlerin aklında da NATO aynı soruları uyandırmaktadır. 70’lerin meşhur sloganı ise her şeyi özetlemektedir, tabii ki bir ekleme yaparak da bunu netleştirmek gerekir: Ne Amerika ne Rusya ne Çin; Her şey Türklük ve tam bağımsız Cumhuriyet için!

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Behiç Erkin: Demiryollarının Babası

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda pek çok kahraman rol oynamıştır. Bunlardan biri de "Demiryollarının Babası" olarak bilinen Behiç Erkin'dir. Türkiye'de modern demiryollarının kurulmasına öncülük ed

 
 
 

Yorumlar


1_edited.png

alacadergi.com Ekrem Topuz tarafından tasarlanmıştır.

bottom of page